Geçtiğimiz çarşamba günü, Amerika’nın etkili düşünce kuruluşlarından Jamestown Foundation’da Türkiye-Kafkasya ilişkilerine dair bir konferans yapıldı. Toplantıya Türkiye’den ve değişik ülkelerden konuşmacılar katıldı. Toplantının dikkat çeken isimlerinden birisi de Graham Fuller’dı. Fuller yaptığı konuşmasında genel bir perspektif çizip, dünyanın yeni şekillenmesinin nereye doğru yöneldiğini anlattı. Bu şekillenme içinde Türkiye’nin Kafkasya’daki yeri ve Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerinden de söz etti.
Fuller özetle değişen dünya koşulları nedeniyle Türkiye ve ABD’nin soğuk savaş dönemindeki gibi bir “müttefik” olmasının mümkün olmadığını savundu. Burada “müttefik” (ally) kelimesinin altını özellikle çizmek gerekiyor. Zaten Fuller de bunu yaptı. İngilizcede “ally” aktif bir kelime. Yani biri ile ittifak yapacaksanız, yani ‘alliance’ kuracaksanız, bunun “kiminle, kime karşı ve ne için” olduğunun belirtilmesi gerekiyor. Yani ittifaklar için ortak bir amaç, ortak bir hedef ve ortak bir sonuç alma isteği gerekli. Fuller de bunun altını çizip, Türkiye’nin son yıllarda daha bağımsız hareket ettiğini, bunun da son derece doğal hatta Türkiye ve bölge ülkeleri için iyi olduğunu vurguladı.
Fuller’a göre Türkiye; Suriye ve İran’daki radikal İslamcı gruplarla çalışmak istiyor. Açılım yaratmak, İran’ı dünyaya getirmek, dünyanın o bölümüyle müzakerede bulunmak istiyor. Oysa Washington’ın “izolasyon” politikası izliyor ve bu nedenle de Türk dış politikası ile Amerikan politikasında bir eksen kesişmesi söz konusu değil. Fuller, Türkiye’nin “sorunsuz komşuluk” ilişkisi kurmak için geliştirdiği politikanın yararlı olduğunun altını çiziyor. Fuller, ABD’nin bölgede yeni dinamikleri görmesi gerektiğini belirtiyor ve ABD’nin politikalarını belirlerken buna göre hareket etmesi gerektiğini savunuyor.
Aslında Fuller’ın söylediği yeni bir düşünce değil. Özellikle Bush yönetiminin “izolasyonist” politika izlemeye başlamasından sonra Fuller, Bush yönetimin ilk protesto eden Amerikalı aydınlardan biriydi. Hatta bu amaçla Washington’ı terk edip Kanada’ya yerleştiği bile söylendi. Fuller’ın Kanada’ya ne amaçla yerleştiğini bilmiyoruz ama son sekiz yılda Washington’da olanlardan memnun olmadığını biliyoruz.
Washington’daki konferanslarda konuşulan ama Türk medyasının atladığı ilginç detaylardan birisi de Obama iktidara gelirse çevresinde Türkiye’yi yakından tanıyan kişilerin yer alacağı bilgisi. Şimdilik bu kişilerin kimler olduğunu bilmiyoruz. Ama Graham Fuller Obama’dan sonra Washington’a dönerse hiç şaşmayız. Eğer olursa bu Türkiye için büyük bir şans olur. Şaka yollu kendisine sorduğumuz “Washington’a dönecek misiniz,” sorusuna ‘hayır’ da ‘evet’ de demedi.
Jamestown’ın giderek artan öneminin yanında, önümüzdeki dönemde Türkiye açısından Washington’ın kalbi konumuna geçecek bir başka kurumdan da burada söz etmek gerekiyor. Bu kurum da Brookings Institute. Bilindiği gibi Brookings Türkiye’yi iyi izleyen bir kurum. Özellikle Ömer Taşpınar ve Marc Parris gibi Türkiye’yi iyi tanıyan uzmanların bu kurumda yer alması ve Brookings’in önümüzdeki dönemde etkisini daha da artıracak. Bu da AKP yönetimi için bir şans. Zaten AKP’ye yakın SETA Vakfı’ da Brookings ile ortaklaşa Ahmet Davutoğlu’nun katılımıyla bir konferans düzenledi bile.
Washington’da kartlar yeniden karılırken Ankara’da yeni pozisyonların oluşacağından kuşku yok. Her ne kadar Amerika’daki “soykırım” iddialarını kendi lehlerine bir “endüstriye” dönüştürüp buradan menfaat sağlamak isteyen üniversite hocalarının da dahil olduğu bazı çevreler, iğrenç yöntemlerle Türk politikacıları yanlış yönlendirmeye çalışsalar da, artık AKP yönetimi de olanların farkına varmaya başladı demeliyiz. Çünkü onlar da Washington’ı birinci elden gözetlemeye başladılar. Bu da önümüzdeki dönem için ilginç değişimlerin yaşanacağı izlenimini veriyor.
* * *
Not: 20.9.2008 tarihli yazımızda S.Y. rumuzuyla yazılan anlatımımızda kastedilen kişi kesinlikle güvenilir ve doğruluğundan şüphe etmediğimiz bir emniyetçidir. Selami Hüner’in avukatları olan Fatih Ürek ve İstek Han’ın müvekkilleri ile ilgili gönderdikleri tekzip metnine göre, bizim makalemizde ifade edilen S.H, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Selami Hüner değildir ve S.H’nin Selami Hüner ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Selami Hüner’in nasıl birisi olduğunu en iyi bilecek/ anlatacak kişi de Celalettin Cerrah’tır.
Diğer Önder Aytaç & Emre Uslu Makaleleri: