Hafta sonu Kars’tayım. Bir süreden beri devam eden film festivaline bir panelde konuşmak için davet edildim. “Gezici Festival” bayağı bir gelenek haline geldi.
Çok sayıda konuk ağırlıyor Kars, dolayısıyla, festivaldeki işini bitiren konuklar da kenti ve çevreyi geziyor, görülecek yerleri gezip görüyor. İnsan Kars’a gelince, bu bağlamda akla ilk gelen yerlerden biri tabii Ani oluyor. Sonra da Çıldır gölü.
Bu benim ikinci gelişim Kars’a. Birincisinde Ani’ye gitmiştim. Bu olağandışı örenyerini, çok güzel kiliseleri hatırlıyorum. Unutamadığım bir şey de, girişteki bir tabela, bir levha. Burada, on altı madde miydi, kaç taneydi, tam aklımda kalmasa da, bir kere “Ermeni” adının geçmediğini hiç unutmadım. Pakrat hanedanının bir zaman hüküm sürdüğüne dair bir cümle galiba vardı, ama onların bir Ermeni hanedanı olduğunu kim bilir!
Şimdi karşıma habire “Ani / Anı” garabeti çıkıyor. Orayı gezdiren rehber “Anı” diyerek anlatıyor, doğrusunun bu olduğu konusunda ısrar ediyormuş. Ama zaten bu adın geçtiği her yerde, her yazıda, “Anı”yı görüyoruz. Belli ki bu “resmî politika” haline gelmiş: “Ani” diye bir yer yok, hiç olmadı. Olduğunu düşünür, iddia ederseniz cahilsiniz ya da aptalsınız ya da kötü niyetlisiniz ya da vatan hainisiniz. Türk milliyetçiliğinin o andaki ihtiyacı veya o andaki sözcüsünün keyfine göre yukarıda sayılanlardan biri olabilirsiniz.
İyi de, ayakta kalmayı başarmış bunca bina var, yani bunca Ermeni kilisesi (bir tane de cami). Niye böyle? Bu durum, Selçuklu Türkleri’nin hoşgörüsünü gösteriyormuş. Peki, bu hoşgörülü Selçuklular cami yapacak Müslüman Türkler’e karşı da hoşgörülü değil miydi? Onlara da cami yapma izni vermiyorlar mıydı?
Niye “Anı”? Evliya Çelebi öyle yazıyormuş! Evliya Çelebi daha neler yazıyor! Bu kentin adının ne olduğunu bir Ermeni mi bilecek, Evliya Çelebi mi bilecek? Kaldı ki, Çelebi’nin kullandığı Arap alfabesinde “i” ile “ı”nın farkını kim görebilmiş?
Nedir bu politikanın amacı? Nereye varılacak bununla. Ani denen yerin aslında “Anı” adında bir Türk kenti olduğunu mu kanıtlayacaksınız? Kanıtladığınızda ne kazanacaksınız? Neyi sağlayacak bu? Ermeni kıyımı olmadığını mı ispatlamış olacağız?
Ve, tabii, kime kanıtlayacağız, kime ispatlayacağız? Bu kentin tarihi dünyada bilinmeyen bir şey değil, biliniyor. Bu topraklarda “Türk” denecek herhangi biri yokken burasının bir Ermeni kenti, Ermeni kültürü ve sanatının en önemli bir merkezi olduğu bir sır değil. Şimdi bu ülkeden birileri çıkıp Evliya Çelebi veya buna benzer bir dayanağı öne sürerek “burası Anı’dır” derse, buranın bir Türk kenti olduğunu (Türkler’in fethettiği değil, meydana getirdiği bir kent) söylerse, dünya bu konuda bildiklerini unutacak, “Tuh! Yanlış biliyormuşuz!” diyecek, dolayısıyla bir Ermeni Kıyımı olmadığına mı inanacak? Yoksa, böyle bir konuda bile yalan söylemekten çekinmeyen bir toplumun her türlü kıyımı yapmış olabileceğini mi düşünecek?
Mümkün olan her konuda, dünya bir şey bilir ve düşünürken Türkiye’de insanların bunun tersini biliyor ve düşünüyor olması bir kural mıdır? Bunun bize büyük faydası, herhalde, bu ülkenin yurttaşlarını herkesin bize düşman olduğuna inandırmak olacaktır. Böylece, bu dünyada her konuda bir “gerçeklik”, bir de “Türk gerçekliği” olduğu kesinleşecektir. Bu aşamaya vardıktan sonra “millî tarih”ten artık “millî fizik” ve “millî kimya”ya ve dolayısıyla “millî mantık” ve “millî matematik”e geçebiliriz.
Kendini bir kente “Ani” değil de “Anı” demeye adamış, bunu kendine misyon edinmiş bir toplum olabilir mi? Olursa, böylesine, “aklı başında bir toplum, normal bir toplum, sağlıklı bir toplum” denebilir mi?
Bütün bunları planlayanlar, yapanlar, bu toplumu dünyanın geri kalanından yalıtmakta kendileri için fayda görüyorlar; doğal, çünkü dünyadan haberdar bir toplum böylelerinin yalan dolanlarına fırsat vermez. Ama bu yalan dolanların sahipleri toplumun tamamı değil, yönetici seçkinlerin bile –artık- tamamı değil. Bu azınlığın koskoca toplumu bu zırvalıklarla yaşatmasına daha ne kadar süre göz yumacağız?
Diğer Murat Belge Makaleleri: