Amerikan konut sektöründe başlayıp yaygınlaşan mali kriz dünya ekonomisinin büyüme hızını 2009’da yüzde 2,5’a düşürecek. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) en son açıklamasına göre, 2009’da gelişmiş ülkelerin ekonomileri yüzde 0,25 oranında daralacak, gelişmekte olan ülkeler ise yüzde 5 oranında büyüyecek.
Dünya ekonomisinin daralması Türkiye ekonomisini de olumsuz etkileyecek. Türkiye ekonomisinin büyüme hızı 2009’da IMF’ye göre yüzde 3’e gerileyecek. Ekonomide yaşanacak daralma işsizliği artıracağı gibi refah seviyesini de düşürecek.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun önceki gün açıkladığı ağustos ayı işsizlik rakamlarına göre, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla işsizlik oranı arttı. 2007 Ağustos ayında yüzde 9,2 oranında olan işsizlik 2008 Ağustos ayında yüzde 9,8’e yükseldi.
Açıklanan rakamlar Lehman Brothers yatırım bankasının batmasından önceki döneme ait olduğu için henüz dünya mali krizinin büyük dalgasının etkilerini göstermiyor. Bu yüzden işsizlik oranı dünya mali krizindeki son dalganın etkisiyle önümüzdeki aylarda daha da yükselecek.
İşsizlik oranının yükselmesi sadece Türkiye’ye ait bir olay değil. Dünyada hemen tüm ülkelerde işsizlik oranları artıyor. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde işsizlik oranı yüzde 23,2’ye, İspanya’da yüzde 11,9’a yükseldi. Fakat Türkiye’deki kriz lobisi, yaşanan dünya krizinin olumsuz etkilerini sadece Türkiye yaşıyormuş gibi bir hava yaratıyor. Belli ki kriz lobisi yurtdışında kaybettiği paralarını bizden istiyor. Oysa Türkiye, yaşanan dünya krizini en az hisseden ülkeler arasında. Çünkü Türkiye’de batan banka yok. Bankalardan hızlı mevduat çekilişi de yok. Daha mevduata tam güvence verilme ihtiyacı bile duyulmadı.
Türkiye’de finans kesiminin sağlam olmasının tek nedeni bankaların sermaye yapılarının güçlü olması değil elbette. Sermaye piyasasında yatırım yapılan araçların yüzde 80,7’sinin hazine bonosu ve devlet tahvillerinden oluşması da finans kesimini sağlamlaştıran nedenler arasında gösterilebilir. Zira yatırım araçlarının büyük kısmının devlete ait olması ve devletin borç yükünün ulusal gelire oranının düşük seyretmesi Türkiye için önemli bir kredibilite unsuru oluşturuyor. Bu nedenle devlet borçlarında ödeyememe riskinin bulunmayışı Türkiye ekonomisini diğer ülkelere göre avantajlı hale getiriyor.
Cari açık riskine gelince... Kriz lobisi kendisinin yarattığı cari açığı artık kendisi kapatmak zorunda kalacak. Nasıl mı? Artık ürettiklerinden fazla harcamayacaklar. Zaten bunun ilk işaretleri görüldü bile. Türk parasının değer kaybetmesiyle cari açık azalmaya başladı. İthalat maliyetleri arttığı için bundan sonra pek çok ara malı tekrar yerli üretimden elde edilecek, kapanan tesisler açılacak ve istihdama olumlu katkı sağlanacak. Ayrıca ham petrol ve emtia fiyatlarının düşmesi de cari açığın daralmasına yardımcı olacak.
Önümüzdeki dönemde Hükümet, maliye politikası araçlarını toplam talebi arttırıcı yönde kullanırsa, dünya mali krizinin Türkiye’ye etkileri derin olmayabilir. Kamunun ihtiyaç duyduğu personel alımları hemen yapılmaya başlanırsa ve özel sektörün azalan yatırım harcamaları yerine ‘planlanan kamu yatırımları’ devreye sokulursa, toplam talebin daralması önlenir.
Bütün bu imkânların bilinmemesi mümkün değil. Ama kriz lobisinin karamsar açıklamaları her geçen gün artıyor. Bu lobinin, Türkiye’de henüz gerçekleşmemiş olayları gerçekleşmiş gibi gösterme çabalarına rağmen ekonomideki bekleyişleri olumluya çevirmek gene de mümkün.
Maliye politikası araçları etkin kullanıldığı takdirde, diğer ekonomilere göre iyi durumda olan Türkiye ekonomisi için bekleyişlerin hızla olumluya dönmemesi için inanın ortada gerçekten hiçbir sebep yok.
Diğer Süleyman Yaşar Makaleleri: