Önemli ve değerli

Ahmet Altan - 21.11.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 

Biz Turgut Özal örneğini sık sık hatırlayacağız herhalde.
Özal, cumhurbaşkanıyken, “federasyonu da konuşabilmeliyiz” demişti.
Kendisine karşı çok ciddi bir yıpratma kampanyası olmasına rağmen böyle cesurca konuşurdu.
Biliyorsunuz politikacılar genellikle “çok akıllıdırlar” ve neyin, ne zaman söyleneceğini bilirler, genellikle de söylenecek lafların söylenme zamanı hiç gelmez onlar için.
Özal söylerdi.
Bütün hatalarına rağmen hâlâ adı en çok anılan lider olmasını da belki buna borçlu.
Üstelik de öldüğünde halk hiçbir zorlama olmadan akın akın onun cenazesine koşmuştu.
Halk sevmişti onu.
Kızanları çoktu ama sevenleri daha çoktu.
Bugün, onun bir zamanlar oturduğu koltukta Abdullah Gül oturuyor.
Ve, Cumhurbaşkanı Gül, “düşünüyorum ama söyleyemiyorum” diyor.
Neden söyleyemiyor?
Çekindiği bir şey var.
Cumhurbaşkanının bile çekinmesine yol açan “güç” ne?
Eğer “halkın tepkisinden çekiniyor” diyorsanız, daha önce Özal’ın “federasyonu bile tartışabilmeliyiz” dediğini bir daha hatırlatırım size.
Halkın onu nasıl büyük bir sevgiyle uğurladığını da.
Bakın, ben bunca yıldır bu ülkede yazı yazıyorum.
Bir tek şey öğrendim.
Fikriniz ne olursa olsun, bunu “samimiyetle” söylediğinize inandıkları sürece bu ülkenin insanları söylediklerinize kulak verir.
Önemli olan, sözlerinizin “kişisel çıkarınızla” bir ilgisi olmadığına inanmalarıdır.
Samimi olduğunuz sürece bu toplum, size kızsa bile sizi sahiplenir.
Politikada, Gül’ün oturduğu makamın ötesi yok.
Yükselebileceği en yüksek politik mertebeye yükseldi.
Çetin Altan, bu ülkede bazı insanların “önemli”, bazı insanların da “değerli” olduğunu yazar.
Cumhurbaşkanı Gül, önemli biri.
“Değerli” biri mi?
Her insan gibi o da kendi değerini kendi belirleyecek.
Doğru çözümleri düşünür ve düşündüklerini söyleme cesaretini gösterirse “değerli” biri olur.
Bunu yapamazsa, “önemli” biri olarak kalır.
Birçok politikacıya “önemli” olmak yetiyor, önemli biri olmak için uğraşıyorlar.
“Değerli” olmak pek azının bildiği bir ölçü.
Bazıları sadece o “anı” görüyor ve o anda “önemli” olmak istiyor.
“Daha sonrasına”, tarihe kalmaya, unutulmamaya aldırmıyor.
Abdullah Gül nasıl biri, nasıl bir amacı var, önemli olmak ya da değerli olmak gibi ölçüler bulunuyor mu zihninde, değerli olmak istiyor mu, tarihe geçmek gibi bir ihtiras barındırıyor mu ruhunda bilmiyorum.
Ama “düşündüklerini” söylemekten korkarak değerli bir lider olamayacağı açık.
Konuşmasına baktığınızda “olumlu” bir şeyler söylemeye çalıştığını göreceksiniz ama insanda “niye bu kadar korkuyorsun” deme isteği de uyandırıyor.
O makama, çok “cesur” bir hamleyle oturmuştu, Çankaya için gösterdiği cesareti ve arzuyu, ülkenin sorunlarını çözmekte gösterememesi aslında üzücü.
Henüz “önemli bir politikacı” olmaktan öteye geçememiş anlaşılan.
Bir gün geçer mi, onu da bilmiyorum.
İki şeyi hiç anlamıyorum.
Bütün hayatlarını, hayatları boyunca harcayamayacakları parayı kazanmak için harcayan zenginlerin, o paraları kazandıktan sonra inanılmaz derecede ödlekleşmelerini...
Bir de, bir makama geçmek için bazen hayatlarını bile tehlikeye atan politikacıların, o makama ulaştıktan sonra ellerindeki bütün güce ve iktidara rağmen ürkekleşip, tavşanlaşmalarını.
O kadar korkacak olduktan sonra o parayla, o iktidarı ne yapacaksınız?
Ne işinize yarayacak onlar?
Parasız ve makamsız insanlar kadar bile cesur olamayacaksanız, o parayla, o iktidarı niye istiyorsunuz?
Vardır herhalde kendilerine göre bir cevapları ama ben onun ne olduğunu bilmiyorum.
Bana biraz tuhaf ve acıklı gözüküyorlar sadece.
Bazen onların başını okşayıp, “korkma be çocuğum” demek istiyorum, “ölümden öte köy yok.”
Ama onların derdi baş okşamayla geçecek bir dert değil.
Tabii, asıl soru onların korkaklığından ziyade, onları kimin böylesine korkuttuğu.
Burası nasıl bir ülke ki Cumhurbaşkanı korkar, Başbakanı korkar, Anayasa Mahkemesi Başkanı korkar, muhalefet lideri korkar?
Deniz Baykal mesela beni çok şaşırttı.
Çarşaflı kadınlarla sarıldı, onlara partisinin rozetini taktı.
Çok da iyi yaptı.
Demek ki türbanlılardan, başörtülülerden, çarşaflılardan korkmuyor.
Peki, neden onların üniversiteye girmesine böylesine sert karşı çıktı?
Birçok yazarın sorduğu gibi, “CHP’ye girebileceğine inandığı insanların üniversiteye giremeyeceğine” nasıl karar verdi?
“Türban” kavgasında, büyük bir korku ve dehşetle konuşup başörtüsüne karşı çıkıyordu, başörtülülerin kendisinden korkmadığına göre “başka bir şeyden” korkup da öyle davranmış olmalı?
Neydi onu korkutan?
Eğer biri o gün onu korkutmamış olsaydı, bugün türban diye bir sorun, “anayasa değişemez” diye bir yasak olmayacaktı.
Ama korkuyor bunlar.
Çok “önemli” insanımız var ama hepsi ürkek.
Bir gün “değerli” olmak diye de bir ölçü olduğunu kavradıklarında belki korkularının üstesinden gelirler.
Ya da gerçekten “değerli” birileri çıkar bu toplumun içinden.





Diğer Ahmet Altan Makaleleri:


 

KUM SAATİ

 

Ahmet Altan

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#