Reklam | Künye | İletişim 14 Mart 2010 Pazar 15:24
Haber Ara :
taraf
ÜYE GİRİŞİ

Üye OL | Şifre Hatırlat
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Sağlık Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim i Yazı Dizis Her Taraf Yazarlar
ahmet_altan KUM SAATİ 26.11.2008
Ahmet Altan
Savaş ve barış
İnsanlar hayatlarını ortaya koyarlar savaşırken.
Cesaret işidir savaşmak.
Üstündeki üniforma ne olursa olsun, savaşanlar cesur insanlardır.
Her an ölebileceğini bilerek, ölmeye razı olarak yaşamak, nerden geleceği belli olmayan bir merminin, ne zaman patlayacağını bilmediğin bir bombanın hayatını alabileceğini her an içinde hissederek cephelerde dolaşmak yürek ister.
Ama bazen daha tuhaf bir şey oluyor.
Barışmak, savaşmaktan daha büyük cesaret istiyor.
Ölüm karşısında titremeyen insanlar, hayat karşısında korkuyorlar.
Bakın bugün bizim ülkemizde savaşı övmek, savaşı desteklemek alkış alır.
Türkler de, Kürtler de “savaşmak” konusunda daha rahat konuşurlar.
Savaşmak için nedenleri açıklarlar.
Türkler, “Kürtlerin terörist olduğunu, bölücü olduğunu, onlarla savaşarak hepsine dersini vermek gerektiğini” söylerler.
Kürtler, “savaş olmadığında, silah ortadan kalktığında Türklerin kendilerini daha fazla ezeceğini” ileri sürerler.
Türklerin arasında bir Türk, Kürtlerin arasında bir Kürt “savaşmanın kutsallığından ve gerekliliğinden” bahsettiğinde taraftar bulur.
Barıştan bahseden biri ne kadar taraftar bulur?
Kaç kişi barış isteğini alkışlar?
Doğrusu Kürtler “barıştan” daha çok bahseder ama onlar da barış için bir hareketi kendilerinin başlatması fikrini çok savunmazlar.
“Biz daha önce barışı denedik” derler, “PKK ateşkes yaptı ama bir sonuç çıkmadı. Şimdi Türkler bir adım atmalı.”
İş bu noktada kilitlenir.
“Kim barış için ilk adımı atacak” tartışmasında herkes susar.
Ve, siz “barış olsun” dediğinizde Türkler de Kürtler de size kuşkuyla bakar.
Türkler, “ülkenin bölünmesini istiyorsun” der.
Kürtler, “bizi barış diye kandırıp ezilmemizin sürmesini istiyorsun” der.
İki taraftan birden düşman kazanacağını düşünen insanlar da korkuyla susarlar barış konusunda.
Ortada soyut bir “barış” lafı dolaşır.
Ama bir barış projesi ortaya konmaz.
Ciddi bir adım atılmaz.
Halbuki bu ülkenin barışa ihtiyacı var.
Türklerin de var, Kürtlerin de var.
Çocuklar ölüp duruyor.
Hiçbir neden bulamasanız bile çocukların hayatını kurtarmak için barış gerekir.
Üstelik barışla birlikte bu ülkeye zenginlik ve mutluluk da gelecek.
Savaşa giden para, bu ülkenin refahından çalınıyor.
Savaş durduğunda o para yatırımlara gidecek, işsizlere iş bulunacak, ekonomi hızlanacak.
Güneydoğu, dünyanın ilgisini çeken bir turizm merkezine dönüşecek.
Diyarbakır, Mardin, Urfa, Adıyaman büyük bir ihtimalle dünyanın dört bir yanından “tarih turizmine” meraklı insanların akınına uğrayacak.
Şehirler kalkınacak.
Peki, bütün ülkeye, bütün insanlara yarar sağlayacağı bu kadar açık olan barış neden gerçekleşmiyor?
Neticede, bugün Kürtlerin sürdürdüğü savaşın nedeni olarak ortada bir toprak talebi bulunmuyor, kültürel haklarını, kimliklerinin tanınmasını, anadilde eğitim yapmanın sağlanmasını istiyorlar.
Bu haklara sahip olmalarının Türkiye’ye ne zararı var?
Kürtler çocuklarına Kürtçe öğretirse ülke batar mı?
12 Eylül’de Kürtçe şarkılar bile yasaklanmıştı, Kürtçe şarkı serbest oldu da ülke mi bölündü?
Ayrıca hangi neden, çocukların hayatlarını kurtarmaktan daha anlamlı ve kutsal olabilir?
Sizi bilmem ama ben o çocukları kurtarmanın en önemli iş olduğuna inanırım.
Bizim generallerimiz savaşın bitmesini istemiyor, onları siyasetin içinde tutabilen tek neden bugün bu savaş.
Ordunun denetiminde olan medya da müthiş bir savaş gayretkeşliğini sürdürüyor.
Türklerin ve Kürtlerin barış isteyenleri, devletten bir adım atmasını bekledikleri sürece çok bekleyecekler.
Ordu bu adımı atmaz da attırmaz da.
Her barış istendiğinde, “dağlarda silahlı adamlar dolaşıyor” diye savaşı sürdürmek için bir mazeret bulur.
Bu mazereti ortadan kaldırmak gerekiyor.
Kürtler bana kızacak ama bence ilk adımı onların atması zorunlu gözüküyor.
“Ordu barış istemiyor diye neden bizim taviz vermemizi bekliyorsunuz” diyeceklerdir.
Ben, böyle söyleyen Kürtlere şunu söylemek isterim.
“Barışı sağlayacak bir adım, mesela silahlı bütün adamları Türkiye dışına çıkarmak, belki de bir taviz değil, barış için inisiyatifi ele almaktır.”
İnisiyatifi devlete bıraktığınız sürece barışın gelmesi zor çünkü barış istemiyorlar, inisiyatifi ele almak, barışın yolunu açan biri olmak belki de asıl önemli rolü üstlenmektir.
Türklerin arasından, böyle bir adımdan sonra barışı destekleyecek çok adam çıkar.
Siyasi iklim değişir.
Türklerin arasındaki savaş kışkırtıcılarının elinde koz kalmaz.
Ben bu ülkede barış olsun istiyorum.
Biliyorum ki iki taraftan da bana çok kızan olacak.
Çocukları kurtarabilmek için birilerini kızdırmayı göze almaya razıyım.
Türk ve Kürt çocukları cephelerde öylesine cesaret gösterirken, onların cesaretinin yüzde birini barış için gösteremeyenlerden biri olmak bana ayıp geliyor çünkü.

 

Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
  1. Bir deli aranıyor - 14.03.2010
  2. Acemi AKP - 13.03.2010
  3. Biz de onları öldürelim Turhan Bey - 12.03.2010
  4. Taş ve ayna - 11.03.2010
  5. Yalanlar - 10.03.2010
  6. İmparatorluk ve insan - 09.03.2010
  7. Nefret, Futbol ve Yargı... - 07.03.2010
  8. Soykırım - 06.03.2010
  9. Kriz - 05.03.2010
  10. Sivil Darbe - 04.03.2010
  11. Kürtler ve demokrasi - 28.02.2010
  12. Öyleyse ne - 27.02.2010
  13. Röntgen... - 26.02.2010
  14. Bir susun - 25.02.2010
  15. Amaç bu... - 24.02.2010

 
 
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 14.03.2010
Gerilim ticareti
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan - 14.03.2010
Bir deli aranıyor
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür - 14.03.2010
Pontus’un gayrı resmî tarihi
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 14.03.2010
‘Politically Correct’ değişim olur mu
Hıdır Geviş ÖTEKİ AMERİKA
Hıdır Geviş - 14.03.2010
Markasız Türkiye
Ramazan Çanakkaleli İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK DÜNYASI
Ramazan Çanakkaleli - 14.03.2010
İş ve sosyal güvenlik mevzuatımızda kadınlar!..
A. Esra Yalazan KAMERİYE
A. Esra Yalazan - 14.03.2010
Sandıktaki düşler, ceviz likörü ve Pessoa...
Tuğba Tekerek PAZAR SÖYLEŞİLERİ
Tuğba Tekerek - 14.03.2010
‘Çok utangaçım... Kendimi oyunculukla tedavi ediyorum’

Tüm Yazarlar >>  

Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | RSS