Bu krizin yalnızca bir kriz olmadığı köklü bir dönüşümü beraberinde getirdiğini anladık. Yani bu kriz gelişmiş ülkelerde sermayenin kendini yenilemesinden ibaret değil.
Sermayenin yenilenmesine dönük krizler son yıllarda iktisat literatüründe, finansal krizler çerçevesinde, döviz ve bankacılık krizleri olarak ele alınmıştır. Kârları çok hızlı düşen ve yeni yapıyı omuzlayamayan kurumların yenilenmesine, hatta tasfiyesine dönük krizlerdi bunlar. Doksanlı yıllarda “gelişmekte olan ülkelerde” görülen bankacılık ve döviz-borç krizleri hem bugünkü büyük dönüşümü hazırlamış hem de şimdi yaşadığımız kriz sonrası için “gelişmekte olan piyasaları” takviye etmişlerdir. Bu açıdan, içlerinde Türkiye’nin de olduğu birçok ülke, bu krizi umulandan daha az hasarla atlatacak. Şimdi tam da Ernest Mandel’in dediği gibi yeni bir uzun dalgaya geçiyoruz. Bu kapitalizmin “son” uzun dalgasının bittiği anlamına geliyor. Bu bitişin çok önemli, soyut olmayan hemen hepimizin şu anki hayatına yansıyacak etkileri olacaktır. Tıpkı bir dünya savaşının başlaması ve kendimizi onun içinde bulmamız gibi...
Şimdiye kadar biriken ama, eskinin kurumları üzerinde var olamayacağı için, atıl duran sermaye, şimdi güçlü bir dalga olarak bütün insanlığı içine alacak bir teknolojik devrim başlatacak. Bu büyük dalga, şimdiye kadar alttan alta gelişen ve artık denetlenemeyen teknolojiyi gerçekten iktidara getirecek. Bu yaklaşım şimdiye kadar birçok bilim insanı tarafından gündeme getirildi; Marx’ın kapitalizmin dinamiklerini, küçük çevrimler (toplumsal sabit sermayenin yenilenmesi) ve sistemin teknolojik temelinin tümüyle yenilenmesinden oluşan büyük krizler olarak görmesini, hem Marx’ı takip edenler hem de diğer okullardan gelen iktisatçılar geliştirmişlerdir. Kondratiev’in uzun dalgaları, Mandel’in Geç Kapitalizm’i ve nihayet Alvin Toffler’in Üçüncü Dalga’sı bu genel tespitten hareket eder. Aslında Toffler’in geliştirdiği teori çok önemli kavramsal açılımlar da getirerek kuru bir iktisat anlatısının ötesine geçer. Toffler, bütün bu krizler tarihini üç temel akımda toplar; birinci akım, organize tarıma geçiş; ikinci akım, sanayileşme ve üçüncü akım ise bilgi toplumudur. Şimdi bu şemayı çok indirgemeci hatta statik bulabilirsiniz; ancak Toffler öyle ayrıntılara girer ve öyle kavramlar ortaya atar ki “işte tam da bu” dersiniz. Örneğin sanayi toplumunun temel yönetici dinamiğini anlatan “birleştirici seçkinler” (integrator elite) kavramı bugün bize çok şeyi anlatıyor. Bu “bütünleştirici-birleştirici seçkin”ler sanayi modernleşmesinin yarattığı yönetici ve asalak bir kast olarak karşımıza çıkar. Farklı üretimleri birleştirerek bu üretimlerinin temel dinamiklerini ve buna uyacak siyasi oluşumları “yukarıdan” yaratırlar- idare ederler.
Bilindiği gibi Türkiye bu yönetici seçkinlerin, her düzeyde at koşturduğu bir ülke olmuştur yıllardır. Geçen yazıda, bir CHP-MHP ve SP ittifakı olasılığından bahsetmiştim. Bu tabii hemen olabilecek bir şey değil; bir eğilim ve süreçtir. Burada CHP-MHP ve SP yetkililerinin biraraya gelip konuşması da gerekmez. Hatta onların haberi son ana kadar olmaz. Her şeyi bu yönetici seçkinler ayarlar.
Bu yazı üzerine Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Ahmet Demircan aradı ve böyle bir şeyin, hiçbir zaman söz konusu olmayacağını söyledi. Ahmet Demircan, 28 Şubat sürecinde hükümette yer alan isimlerden biriydi. Demircan, artık Saadet Partisi’nin 28 Şubat sürecinden gereken dersi çıkardığını ve “statükocu” güçlerin karşısında olduğunu, artık yalnız ve yalnız demokrasiden yana bir politik hat izleyeceklerini söyledi. Yani bizim CHP ve MHP ile işimiz olmaz demeye getirdi. Ama şimdi bu, Toffler’ın “birleştirici seçkin”lerinin eski sanayi ekonomisine uygun içe kapalı bir Türkiye doğrultusunda böyle bir ittifaktan vazgeçecekleri anlamına gelmez. Her türlü komplo ve olasılığı değerlendirecekler.
Bu “birleştirici seçkin”ler aynı zamanda burjuvazinin kendi içindeki servet aktarımının aracılığını da yaparlar.
Önceki gün Halis Toprak bir basın açıklaması yaptı. Basın görmedi. Görmez de zaten; çünkü 2001 krizi bahanesiyle Toprak Holding’in varlıkları bu “yönetici-birleştirici seçkinler” tarafından yağmalanıp, o sıra hâkim olan burjuvaziye teslim edildi. Toprak Holding’in yağmalanması çok önemli bir olaydır. Çünkü Halis Toprak, yatırımlarını doğuya (memleketi olan Diyarbakır’a) kaydırmaya başlamıştı. Yani Halis Toprak’ın, hem kendilerini tehdit edecek büyümesine katlanamadılar hem de henüz doğuya yatırım yapmak zamanı, birilerine göre, gelmemişti. Aynı şekilde 28 Şubat sürecinde Saadet Partisi’nin tasfiyesi de bugünü anlatan önemli bir kırılma noktasıdır. Şimdi doğuya yatırım yapma ve demokrasi zamanı. Bu işe yaramaz “yönetici seçkin”lerin iplikleri de pazara çıkacak. Çünkü insanlık “sanayi toplumundan” bilgi toplumuna geçiyor.
|