Gözlerini kapatmak

Ahmet Altan - 30.11.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 

Bazen bu ülkede yaşayan insanların gerçekleri görmekten korktuklarını düşünüyorum.
Gerçeğe yaklaştıklarında sanki içlerinde çalan gizli bir alarmla gözlerini kapatıp geri çekiliyorlar.
Büyük bir ihtimalle görecekleri gerçek karşısında ne yapacaklarını bilemediklerinden görmemeyi tercih ediyorlar.
Çünkü bu ülkenin gerçekleri korkunç.
Bunları görerek, bilerek yaşamak ve hiçbir çözüm aramamak, insan vicdanının taşıyamayacağı ağır bir yük herkese.
Ama vicdanları susturan bu körlük sonunda bir vicdansızlığa dönüşüyor.
Her cinayette gözlerinizi kapıyor ve yeni bir cinayetin sessiz ortağı oluyorsunuz.
1993’de Bingöl’de 33 silahsız asker şehit edildi.
Beşi ağır yaralandı.
Ümit Fırat Neşe Düzel’le yaptığı söyleşide, o askerlerin öldürüldüğü gün Bakanlar Kurulu’nun Kürt çözümünü sağlamak üzere toplanmaya hazırlandığını söyledi.
Söyledikleri aynen şöyleydi:
“25 Mayıs 1993 günü Demirel, bakanlar kurulu toplantısına ilk kez cumhurbaşkanı olarak katılacaktı ve o günkü bakanlar kurulu gündeminde af vardı.
PKK’yı dağdan indirebilecek bir barış ortamı doğabilecekti. Öcalan’la pazarlıklar yapılıyordu. Ama olmadı. Çünkü aynı gün Bingöl’de 33 er kurşuna dizildi. Çünkü PKK’lı bir time bir takım istihbaratlar verildi. Dezenformasyon yapıldı.
Gittiler, o askerleri öldürdüler ve o günden sonra bir daha Türkiye’de öyle bir af projesi bakanlar kurulunun gündemine gelmedi. Affın olmasını istemeyen Ergenekon tarzı ilişkilerdi. Derin devletti. Ayrıca İran da, Saddam da, Esat da istemiyordu...
Derin devlet 33 erin öldürülmesini PKK’ye sahte enformasyon vererek yaptırdı. Ve af gündemden kalktı. Aradan 17 yıl geçti Türkiye hâlâ o noktaya gelemedi. Kürt sorununda çözüme en çok yaklaşılan nokta oydu. 1993 mayıs aylarıydı...”
Bu konuşmanın yayınlanmasından sonra Abdullah Öcalan, İmralı’dan yaptığı açıklamada Fırat’ın sözlerini doğruladı.
“O askerleri bize öldürttüler,” dedi.
Üstelik o günlerde PKK tek taraflı ateşkes ilan etmişti.
Derin devlet, PKK’ya bilgi sızdırarak, “silahsız o 33 askerin aslında özel bir birlik olduğunu ve çok kritik bir göreve gittiklerini” söylemişti.
Ve, o askerler hiçbir “koruma” verilmeden yola çıkarıldı.
Önlerinde zırhlı bir araç olması gerekiyordu kurallara göre.
Zırhlı araç yoktu.
Onları götüren otobüste silahlı askerlerin olması gerekiyordu.
Otobüste silahlı asker yoktu.
Askerî bir helikopterin o otobüsü izlemesi gerekiyordu.
Helikopter yoktu.
Şimdi cesaretiniz yetiyorsa gözlerinizi açın ve gerçeği görün.
O çocuklar o otobüse bindirilirken, birileri onların ölüme gittiğini biliyordu.
Onlar ölüme gönderildiler.
O otobüse zırhlı araç vermeyen, silahlı asker bindirmeyen, helikopter göndermeyen her kimse, o çocukları ölüme gönderen de oydu.
“Ölüme gönderilen” o çocuklara koruma vermeyen sorumlunun ismi devlet kayıtlarında var.
Kim olduğu kayıtlara bakar bakmaz görülür.
O sorumluya ne oldu?
O sorumluya kim “koruma göndermeyin” emrini verdi?
Devletin içinden birilerinin bu devletin askerlerini bile bile ölüme göndermesi çok mu doğal?
Bu toplum bunu normal mi karşılayacak?
Sırf savaş devam etsin diye öldürtülen başka askerler de var mı?
Bu ülkenin gerçekleri korkunç
Bu gerçekleri görmemek için direndiğiniz süre bu vahşet bu ülkede sürer.
Çocuklarımız öldürtülür.
Dağlıca baskınındaki tuhaflıkları, Aktütün baskınındaki gariplikleri boşuna sorgulamadık biz?
Otuz üç askerin öldürülmesinin ardındaki gerçek aransaydı belki de Dağlıca baskını olmazdı, Dağlıca baskını soruşturulsaydı Aktütün’de erler şehit düşmezdi.
Siz gerçeklerden kaçtıkça, o gerçekler bu ülkenin çocuklarını yakalayıp öldürüyor.
Yetenekli arkadaşlarımızdan Kurtuluş Tayiz, otuz üç askerin öldüğü otobüsten sağ kurtulan Erdal Özdemir’i bulup konuştu.
Özdemir artık tekerlekli bir sandalyede yaşıyor.
Hayata tutunmuş, tekerlekli iskemleye mahkûm edilmesine rağmen “sağlam” bir insan o, “tüp bebek” yöntemiyle baba olmuş.
Şimdi oturduğu tekerlekli iskemleden bütün sorumlulara soruyor:
“Hiçbir güvenlik önlemi almayacaklardı da neden bizi zorla aynı araca bindirdiler? Biz hepimiz kendi başımıza gitseydik daha güvenli olurduk.”
Özdemir, dönemin Jandarma Asayiş Komutanı Orgeneral Necati Özgen’e de sormuş bu soruları.
Ama cevap alamamış.
Cevap alamamış ama bir televizyon programında bu soruları sorduktan sonra “tehdit” telefonları almış.
Cevap yok, tehdit var.
Çünkü burada, devletin içinden birileri sırf savaş bitmesin diye kendi askerlerini bile öldürtüyor ve bu araştırılmasın istiyor.
Dehşet verici, değil mi?
Bunu görmekten korkuyorsunuz, değil mi?
Görmemeniz ne işe yarıyor, daha ne kadar kör kalabilir, daha ne kadar öldürülen çocukların çığlıklarını duymazdan gelebilirsiniz?
Çocuklar öldürülüyorlar.





Diğer Ahmet Altan Makaleleri:


 

KUM SAATİ

 

Ahmet Altan

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#