Reklam | Künye | İletişim 12 Mart 2010 Cuma 00:58
Haber Ara :
taraf
ÜYE GİRİŞİ

Üye OL | Şifre Hatırlat
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Sağlık Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim i Yazı Dizis Her Taraf Yazarlar
ahmet_altan EKONOMİ POLİTİK 12.12.2008
Cemil Ertem
Anarşist çocuklar, endüstri solcuları ve devletleri...
Yunanistan’da olan olaylar küresel krizin, hiç şüphesiz, yeni bir aşamasıdır. Bu kalkışmaya kadar herkes herhalde kriz manzarası olarak, başını ellerinin arasına almış borsacıları, işlerinden çıkarılmış bankacıları, sarı sendikalardan umudunu kesmiş otomotiv sektörü işçilerini göreceğini zannediyordu. Ama işte krizin asıl manzarası budur. Küresel emperyal yönetimin maddi işleyişini en iyi anlatan düşünürlerden olan Foucault “polis demek her şey demektir” der. Polis, yasama, devletin ekonomik gücünü temsil eden kurumlar ve ordu ile birlikte hem o anki statükoyu temsil eder hem de onu, maddi bir güç olarak, korur. Bu yüzden Yunanistan’da başlayan ayaklanmada polis kurşunuyla ölen genç çok şeyi anlatmaktadır.

O son krizin vurduğu “herkestir” aslında. Detroit’deki otomotiv işçileri, Berlin’deki beyaz yakalılar, Gebze’deki metal işçisi, dünyanın her herhangi bir yerinde işletmesini kapatan çaresiz adam; ama kriz mağduru herkes. Yunanistan’da olan biteni açıklamaya çalışan –sol ve sağ taraftan- herkes iki şeye vurgu yapıyor: Birincisi –ki bu; Karamanlis hükümetinin ve sağın resmî görüşü- bu olayları çıkartanlar yağmacı ve fırsatçı gençler; bunları PASOK ve onun solundaki radikaller kullanıyor. İkinci –vurgu- görüş ise geleneksel soldan geliyor ve bunlar da Yunanistan’ın faşizme karşı direniş geleneğini hatırlatıyorlar. Yalnız bu direniş geleneğine vurgu yapan eski “solcuların” çoğu bu gençlerin birdenbire nereden çıktığına akıl sır erdirmiş değil. Kendi partilerinden ya da örgütlerinden olmayan bu çocukları tıpkı iktidar partisi gibi başıboş, şiddet meraklısı lümpenler olarak nitelendiriyorlar.

Oysa olan biten, ne birkaç yüz yağmacı gencin muhalefet tarafından kullanılması ne de o anlı şanlı Yunan direniş geleneğinin hortlaması.

Olan, spontane ama son derece bilinçli yeni bir küresel siyasi hareketin ilk adımlarını atmaya başlamasıdır. Bunun eski ulus-devlet sınırları içine politik yaşamını sıkıştırmış solla hiçbir alakası yok. Bundan dolayı olaylara katılan gençlerin çoğu kendilerini “anarşist” olarak tanımlıyorlar. Yani hiç sorgusuz “otoriteye” karşılar. Bu otorite, solda da olsa karşılar sağda da olsa karşılar. Devlet egemenliğine ve sınırlara karşılar. Bundan dolayı Yunanistan kalkışması yalnız Karamanlis hükümetini hedef almıyor; çok daha ötesini anlatıyor. Bugün Yunanistan’da PASOK’un solundaki muhalefet önemli bir –yüzde 15’e yaklaşan- oy oranına sahip. Ama bu kalkışma Karamanlis hükümetini hedef aldığı gibi, PASOK’u ve onun solunu da hiç takmıyor. Dolayısıyla bu durum, çok yeni ve sistemin tümünü hedef alacak kadar ciddi.

Dolayısıyla görüyoruz ki ve bu küresel kriz ortaya çıkartıyor ki, ilkönce ulus-devletle sonra refah devleti ile sonra da neoliberal paradigma ile ayakta duran emperyal/ ulus-devlet kapitalizmi sağı ve solu ile iflas etti ve yolcu.

Şimdi kökü Fordist ve Taylorist üretim yöntemlerinden temellenen Amerikan otomotiv sanayii nasıl iflas ediyorsa aynı şekilde Sovyet devletçi kapitalist modernleşmesinden köklerini alan eski sol anlayış da öyle iflas ediyor. Stalin 1946’da şöyle diyordu: “Sovyetler Birliği, 50 milyon ton pik, 60 milyon ton çelik, 500 milyon ton kömür, 60 milyon ton petrol ürettiğinde, herhangi bir talihsizliğe karşı kendini güvence altına almış olacaktır.” Tamam, ürettiler bunları sonra ne oldu; şimdi denebilir ki “Stalin yoldaş” bunu o günkü koşullar için söylemiştir ve o günkü koşullarda doğrudur.” O günkü koşullar artık kimseyi ilgilendirmiyor; ben de tam onu diyorum; o günkü koşullar bitti. New Deal de , Keynes de, ulus-devlet kalkınması da, neoliberal paradigma da bitti. Bunu tümüyle ve özetle “modernleşmenin” kesin olarak sona ermesi diye de okuyabiliriz. Endüstriyel üretimin sonuna geldik.

Bu kriz hiçbir şey yapamasa bile, endüstri toplumunun sağı, solu, ortası, kenarı ile bittiğini hem de daha yetmişli yıllarda bitmeye başladığını bazı kalın kafalılara anlatacak.

Aslında Amerikan otomotiv sanayii bu kriz olmasa da batacaktı. Çünkü hâlâ Fordizmin kalıntılarını barındırıyordu. Mesela Toyotizm bir ölçüde bunun aşılmasıdır. Toyotizm üretimle tüketim arasındaki Fordist iletişim yapısının tersyüz edilmesine dayanır. Yani Toyotizm sıfır stok ilkesini ve doğrudan piyasa iletişimini öne çıkartır. Böyle olunca üretim; piyasa araştırması, reklam ve gelişmiş bir finans sistemi ile birlikte gider. Burada beyaz yakalı ile mavi yakalının üretime katkısı eşitlenir; hatta hizmet alanı öne çıkar. Şimdi bu kriz sonrası Toyotizme dayanan otomotiv firmalarının ayakta kalma şansı var. GM gibiler, Amerikan hükümetinden isterlerse 100 milyar dolar alsın, kaçınılmaz batacak.

Şimdi Yunanistan’da ayaklanan çocuklara bakıp “ya bunlar nereden çıktı” diyen ya da “bunlar faşizme karşı direnen partizanların torunları işte” diyerek bastonlarına tutunup ağlayan eski endüstri modernleşmesinin solcuları da, tıpkı Amerikan otomotiv şirketleri gibi, batıyorlar. Şimdi bizdeki bu tür solcular da tıpkı Amerika’daki otomotiv sanayii gibi, devlet yardımı bekliyor. CHP gibi... Devletten akıl fikir alıp hep birlikte yerel seçimlere girecekler.

Hadi bakalım; kim tutar sizi; kim kurtarır sizi...

 

Diğer Cemil Ertem Makaleleri:
  1. Ulusal ordular devri (niye) bitiyor - 09.03.2010
  2. 2011 seçimlerinin sonucu niye belli - 05.03.2010
  3. Kaos ve kriz senaryoları gerçekleşmeyecek! - 26.02.2010
  4. Geri dönülmez bir sürecin başlangıcı - 23.02.2010
  5. Geri dönülmez bir sürecin başlangıcı - 23.02.2010
  6. Cumhuriyet’in ‘Kazanımları’ Çetesi - 19.02.2010
  7. Sermayenin yeni dengeleri - 16.02.2010
  8. Şu 1925 yılı ve ‘bizim bankalarımız’ - 12.02.2010
  9. Avro değil, karşılıksız dolar sistemi bitiyor - 09.02.2010
  10. Kriz Doğu’dan çözülüyor! - 05.02.2010
  11. Piyasa, TEKEL, ve tuz, sigara meseleleri - 02.02.2010
  12. Kriminal bir sektör olarak tütün endüstrisi - 29.01.2010
  13. Balyoz’un ekonomi-politiği - 26.01.2010
  14. Türkiye Cumhuriyet Müzesi -2 - 22.01.2010
  15. Türkiye Cumhuriyet Müzesi -1 - 19.01.2010

 
 
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan - 11.03.2010
Taş ve ayna
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar - 11.03.2010
IMF niye Türkiye’yi istemiyor
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 11.03.2010
Ütopya ve eleştiri
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan - 11.03.2010
Ölüleri, usulüne uygun gömmeden
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 11.03.2010
Korku, insanı unutturur
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 11.03.2010
Hazine’den gelen paraları nasıl yiyip içtik
Dr. Sivilay Genç SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 11.03.2010
Çarşaf provokasyonu
Sezin Öney YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 11.03.2010
Yalanlar imparatorluğu
Mithat Sancar MEO VOTO
Mithat Sancar - 11.03.2010
Yollar ve sonlar
Erol Katırcıoğlu ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 11.03.2010
Demokrasiye geçerken
Janet Barış FRAGMAN
Janet Barış - 11.03.2010
Oscar’lar yine gitti
Telesiyej TELESİYEJ
Telesiyej - 11.03.2010
Televizyon dizilerimizde neden yok listesi çoktur
Aydan Çelik ŞEYTAN ARABASI
Aydan Çelik - 11.03.2010
Cansız Atlar Zamanı

Tüm Yazarlar >>  

Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | RSS