2009 dünyada durgunluk yılı olacak. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, çoğu ülkede çok önemli büyüme düşüşleri gerçekleşecek. The Economist dergisi 2009 yılında Katar, Angola, Kongo, Çin, Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan gibi ülkelerin yüzde 7’ye varan bir büyüme performansı göstereceğini, Avrupa ve diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ise ciddi büyüme düşüşleri ve eksi büyüme performansı olacağını öngörüyor. Avrupa genelinde ise işsizlikteki ciddi artış (yüzde 9-10 aralığı) ile birlikte yüzde 4’e varan büyüme düşüşleri olacak. Merkez Avrupa, kurtarma paketleri ve düşük faiz politikasına rağmen, eksi ve sıfır büyüme arasında gidip gelecek. Böyle olunca petrol fiyatlarının, OPEC’in tüm çabasına rağmen, gerileyeceğini hatta Avrupa menşeli emtia fiyatlarında da ciddi düşüşler olacağını şimdiden söylemek gerekiyor. Latin Amerika’da da ciddi büyüme düşüşleri olacak ama Latin Amerika büyüme performansı açısından gelişen Asya’dan hemen sonra geliyor. Latin Amerika ülkeleri yüzde 2,5 ila yüzde 6,4 arasında büyüme gerçekleştirecekler. Latin Amerika’da en çok büyüyecek iki ülke yüzde 6,4 ile Peru ve yüzde 4,5 ile Küba. Tabii Hindistan’ın da gelecek yıl yüzde 6,5 büyüyeceği tahmin ediliyor.
2009’da yüzde 5’in üzerinde büyüyecek bir diğer ülke de Vietnam. 2009’da Irak ekonomisinin de yüzde 6,7 büyüyeceği tahmin ediliyor.
Şimdi düne kadar savaşın ve yoksulluğun çemberinde olan Irak, Gürcistan gibi ülkelerin, herkes küçülürken, yüzde 7’lere varan büyümeleri, hatta Afrika’da Angola’nın yüzde 10 civarında büyüyecek olması bize çok şeyi anlatıyor. Burada tabii hemen iki itiraz ortaya atılabilir: “Bu büyüme oranları geçici ve bu büyümenin, ülkelerdeki gelir dağılımını düzeltici etkisi az; hatta gelir dağılımını daha da bozacak, bir eğilimi anlatıyor ve bu ülkelerin küresel piyasanın bir parçası olması orta vadede bu ülkeleri daha da yoksullaştırabilir.”
Ancak böyle olduğu kabul edilse bile şöyle bir gerçek daha var; o da, artık bu kriz sonrası gelişmiş ülke-gelişmemiş ülke ayrımının ortadan kalkacağı bir sürece girmekte olduğumuzun iyice belirginleşeceği gerçeği. Bu olgu, çok önemli ve hayli belirgin siyasi sonuçları olacak bir gelişme olarak karşımızda bugün. Geçen hafta Başbakanlık danışmanlarından Prof. Ahmet Davutoğlu, Büyük Ortadoğu Projesi’nin artık bittiğini söylüyordu. BOP gibi projeler eski “hegemon emperyal devlet ve sömürgeleri anlayışının” son versiyonu olarak ortaya atılmıştı.
Şimdi Ortadoğu’da böyle bir yapılanma mümkün değil. Kriz sonrası Ortadoğu ve Afrika’nın yeniden yapılanması öne çıkacak. Bu iki önemli bölge artık gelişmiş ülkelerin yönlendirmesinden daha çok kendi dinamikleriyle yeniden yapılanacaklar. Ortadoğu ve Afrika’nın hızla yoksulluk ve savaş çemberini kırmasının çok önemli küresel siyasi sonuçları olacaktır.
Artık dünyanın yoksullarının gerçekten kendi kaderlerine sahip olacağı bir döneme giriyoruz. Çünkü kapitalizmin başka çaresi yok. Kapitalizmin modern durgunluk teorilerini geliştiren iktisatçılardan biri olan Steindl, daha 1952’de olgun ve tekelci yapıdaki kapitalizmin sürekli durgunluk içinde olacağını öne sürmüştü. Steindl, 1890’dan 1930’a kadar olan süreçte Amerikan ekonomisinin büyüme oranlarında tutarlı bir azalma olduğunu ve krizin kaçınılmazlığını ileri sürer. Zaten Steindl’ın tezini başka açılardan Marksist iktisatçılar Sweezy ve Baran da destekler. Tekelci Kapitalizm, tüketim yetersizliği ve sonuçta durgunluk üretir.
İşte 1980’li yıllardan itibaren bu durgunluğu, finansal-kanserli bir yapı ile aşmaya çalışan neoliberal yaklaşımın, reel olarak, bir önceki sermaye birikiminin siyasi ve ekonomik araçlarıyla hareket etmesi kaçınılmazdı. Bush ve onu taklit eden tüm neoliberal iktidarların özü buydu. Eski kontrol ve silah sanayilerine ve kanserli bir finans yapısına dayanıyorlardı. Ancak bu yeni dönem, sürekli durgunluk ve işsizlik üreten bu yapıyı tasfiye süreci ile başlayacak. İşte bu anlamda da ulus-devlet ve onun tüm aparatları orta vadede erime sürecine girmiştir.
Bu tespitin siyasetin hem sağı hem de solu için önemli sonuçları olacak. Dünyanın şimdiye kadar kabile düzeyinde yaşamış toplumlarında, küresel siyaseti yönlendirecek yeni siyasi oluşumlar ortaya çıkarken, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin siyasi yelpazesi yeniden belirlenecek. Sağ ve sol buralarda yeniden tanımlanacak. Zaten bunun ipuçlarını şimdilerde Türkiye’de görüyoruz. Bundan dolayı şu sıralar sol adına, “eski tas eski hamam” “bir şeyler” yapma iddiasında olanların çabaları da beyhude.
|