Ayşe Buğra’nın Binnaz Toprak ve ekibi tarafından yapılan araştırmayla ilgili tartışmalar bağlamında söylediklerinde kalmıştım geçen yazıda...
Ayşe Buğra, katıldığı programlarda ısrarla Fethullah Gülen cemaatinin büyümesinden korktuğunu belirtti. Buğra’ya göre Gülen cemaati çok büyük bir finans, güç ve ilişki sermayesine sahipti. Her geçen gün daha da büyüyordu. Dolayısıyla acilen denetim altına alınması gerekiyordu. Okullar, ışık evleri, öğrenci yurtları, dersaneler ve cemaate bağlı yardım kuruluşları çok daha ciddi denetimlere tâbi tutulmalıydı...
Buğra’nın bu sözlerini dinleyen bir kişi, Gülen hareketine yönelik Türk devlet kurumlarında hiçbir teyakkuzun olmadığını falan zanneder... Öncelikle şunu net biçimde belirtelim; Bugün TSK tarafından en büyük tehlike olarak görülen hareket ne PKK ne AKP’dir... Genelkurmay iradesinin en çok müteyakkız olduğu mevzu, Gülen hareketidir... Benim kanaatimce Genelkurmay’ın zihninde AKP ile de Kürt hareketiyle de belli ittifak noktalarında buluşulabilir düşüncesi vardır. Fakat Gülen hareketi bütünüyle bir tehdit ve tehlike olarak görülmektedir. Nitekim bu devlet zihniyeti ışığında Türk derin yapılanması AKP içinden Gülen-karşıtı kliklere hep yakın durmuş, AKP yönetimi ile Gülen hareketinin arasını soğutmak, şu son 5 yılın önemli “derin” gündemlerinden biri olmuştur. Tersinden bakıldığında AKP içinde de “Cemaat devletle/askerle aramızı bozmak istiyor” argümanlarını sık dillendiren ve bu yönde özellikle Tayyip Erdoğan’ı etkilemek isteyen bir grup vardır.
Dolayısıyla bu ülkede “Gülen hareketine/cemaatine bağlı oluşumlar denetlenmeli” gibi bir cümle ettiğiniz an, bu hareketin aktörlerinin direkt feveran etmesini çok doğal buluyorum. Bugün, bu ülkede muhtemel bir askerî darbe girişiminde derhal tüm kurum ve işlevleriyle hadım edilecek temel oluşum Gülen hareketidir. Hedef AKP’den de önce Gülen cemaati olacaktır...
Bu durum, bir iç-bilgi olarak, çok derin bir korku olarak bu hareketin mensuplarının zihninde sabit halde duruyor. Onlar da bu açıdan çok müteyakkız. O sebeple bu araştırma açıklanır açıklanmaz hemen istihbarat örgütlerince kullanılan bir dille bu çalışmayı değerlendiren ve önyargıyla yerden yere vuran bir yayın politikası takip ettiler... Gülen hareketine bağlı medya organlarında genel dil hep bu yönde zaten. Birçok şeyin arkasında bir operasyon ve provokasyon arayan “yapıldı, edildi, söylendi, amaçlandı” tipi fiil kiplerinin hemen her haberde kullanıldığı obsesif bir üsluba sahip cemaate bağlı kanallar...
Generallerin ve genel olarak laik ortasınıfların da bu ruh halinin tam tersi paralelde bir psikolojiye sahip olduğunu söylemek mümkün... Standart bir Türk generali, TSK’yı eleştiren, sorgulayan hemen her haberde “cemaat” parmağı arıyor. Bizim gazetenin her haberinin ardında, hatta gazetenin varoluşunun arkasında cemaatin olduğuna inanan obsesyonlara sahip Türk genelkurmayı. Sürekli bu tip bir gri propagandayı her yerde yayıyor psikolojik harp birimleri. Bu propaganda özellikle laik kesim üzerinde belli bir başarı da kazanmış durumda. Taraf’ta çalışan herkese yöneltilen standart laik kesim sorusu bu...
Toparlarsak, Ayşe Buğra gibi özgürlükçü-demokrat camiada belli bir saygı gören ismin bu mesele etrafında konuşurken daha özenli olması gerekirdi. Buğra “40’lı yıllarda dindarlara baskı yapılmadı” gibi aklın ve vicdanın kabul etmeyeceği sözler de söyledi katıldığı programlarda. Bu ülkede sadece İslami kesim bağlamında değil Kürtler, gayrımüslimler ve Alevilere ait kurumlar bağlamında da “denetim” talebi dillendirilince, insanlar bunu haklı olarak “tepeleme ve derdest etme” diye anlarlar. Çünkü hep öyle olmuştur... Buğra gibi başka bir insan da “Gayrimüslim cemaat vakıfları daha dikkatle denetlenmeli” derse bu ülkede tüm gayrımüslimlerin kalbi hızla çarpmaya başlar. Bu sözün bu vakıflara ait mallara el konması benzeri bir neticeyle sonuçlanacağından haklı olarak korkulur çünkü. Gülen cemaati bağlamında da bu “denetim” cemaat yurtlarına, okullarına devletin el koyması, ışık evlerinin kapatılması ve hareket üzerinde genel bir budama operasyonunun yapılması anlamına gelir...
Türk askerî bürokrasisi de Buğra gibi seslerin toplumda hâkim olması ve bu “denetim”in yapılması için tetikte bekler vaziyette... Buğra’nın diline yansıyan devletçi-Kemalist bir damarı olduğu açık. Fakat kendisinin böyle bir hadım etme girişimini vicdansızca bulacağına da eminim...
Gülen cemaatinin ve genel olarak İslami kesimin de, Kürt hareketinin de, Alevi oluşumlarının da çok ciddi biçimde eleştirilmesi, sorgulanması lazım. Bu sorgulanma öncelikle de içerden gelmeli. Buna çok ciddi ihtiyaç da var. Dışardan bu kesimler hakkında konuşurken ise bu ülkenin genel devlet zihniyetini dikkate almadan sorgulayan bir dili benimsemek doğru ve adil değil bence...
Daha özgür bir Türkiye dileğiyle herkesin yeni yılını kutlarım...
Diğer Rasim Ozan Kütahyalı Makaleleri: