Not notu: Yazının birlik ve bütünlüğü adına çöpe atılan cümlelerle ülkenin selameti adına öldürülen insanlar aynı kötülüğün kurbanıdırlar; totalitarizmin. Konuya kel alaka olsa bile her kelimenin, her cümlenin, her paragrafın yaşama hakkı vardır, söz hakkı da. Kimi zaman yazının hakikati tek bir cümlede ışıldayacaktır, hem de en karanlık noktada. Konunun kalbine doğru tez adımlarla yürüyen kararlı yazar, etrafındaki düşüncelere sırt çevirmekle kendi gözlerine mil çekmiş, ayaklarına kurşun sıkmıştır. Yol kenarındaki cümleye söz hakkı tanımamak insanın kendi düşüncesine duyduğu güvensizliğin belirtisidir. Üsluba yayılmayan demokrasi güdüktür.
Beşiktaş notu: Bir tribüne doluşan taraftar kitlesi Orwell’in Büyük Birader’i gibi her şeyi kontrol altında tutmak ister. Sürekli “gözüm senin üzerinde” diyen bakışın tek bir amacı vardır, o da baskı kurmaktır. Görülmeden görme ayrıcalığına sahip efendiler gerçekliği eğip bükmek için habire propaganda ve tezahürat aygıtına başvururlar. Totaliter bakış sabit ilkelerden yola çıktığı safsatasıyla kandırır herkesi, oysa tek bir ilkesi vardır, o da yüzde yüz iktidardır. Bundan ötürü amaca giden her yol mubahtır, hele de çifte standart. Orwell’in romanındaki tek Parti “Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, Bilgisizlik Kuvvettir” sloganlarını nasıl her yere asıyorsa, Türkiye’nin tek partisi de “ne mutlu Türküm diyene” sözünü öyle dağlara taşlara yazacaktır; çünkü çifte standart hayatın bir gerçeği gibi kafalara kazınmalıdır.
Rakip oyuncu yerde acıdan kıvranırken taraftarın “ayağa kalkın erkek gibi oynayın” diye yeri göğü inletişi ilk bakışta bir dürüstlük çağrısıdır. Çok geçmeden bu çağrının ancak rakip için geçerli olduğu anlaşılır. Az sonra aynı taraftar sakatlanan oyuncusuna “yat yat” diye bağırarak talimat verecektir. İlk durumda rakip elbette numara yapıyordur, çünkü maç beraberedir o anda, ikincisinde numara yapmak mubahtır, çünkü artık maç dönmüştür. Sanıldığının aksine, işler sarpa sarınca değil, tam tersine her şey yolunda giderken feda edilir dürüstlük ilkesi. Başbakan Tayyip Erdoğan Davos’da haklı bir çıkış yaptı, ne ki İsrail’in suçunu yüzüne bir tokat gibi çarparken ufak bir ayrıntıyı unuttu. Sen kendi ülkende yerinden yurdundan sürülen, köyleri bombalanan insanları yok sayarsan o tokat dönüp dolaşıp senin suratında patlayacaktır. Bir ülkenin taraftarı ne kadarsa başbakanı da o kadardır.
Fenerbahçe notu: Çifte standart hayatın bir gerçeğine dönüşmüşse eğer, her şey kaybedilmiş demektir. Artık sizin işlediğiniz cinayetler meşru müdafaa sayılırken başkalarınınki katliam sınıfına sokulacaktır. Erkek gibi şeyinin keyfine yaşayan kadına orospu damgasının vurulduğu bir toplumda acımasızlık elbette doğal bir görünüm kazanacaktır. Haksızlığa uğramaktan medet uman insanlar mağdurluğu zorbalığa dönüştürmekte pek bir ustadırlar. Devre arasında hakem odasını basıp bir penaltının hesabını soran başkan ikinci yarıda kendi oyuncusunun rakibe attığı gaddar tekmeyi suskunlukla geçirecektir. Kaldı ki o penaltı pozisyonu ne kadar tartışmalı, hatta ne kadar gülünçse o tekmenin gaddarlığı da o kadar kesindi. Aynı başkan kendi oyuncusunun elle attığı gole de kayıtsız kalmıştı, çünkü bu topraklarda herkes kendine müslümandır. Yolda yürümenin imkânı kalmadı artık, her taraf cesetlerle dolu.
Galatasaray notu: En tehlikeli yalan, insanın kendi uydurduğu yalandır, çünkü sahiden inanırsın. Meslek hayatında her türlü kademede görev yapmış bir elemanı deneyimsiz ilan ederek gerisingeri postalamak enayiliktir, bunu işbilirlik diye yutturmaya çalışmak da pişkinliktir. Deneyim açığını “camianın çocuğu” sıfatıyla kapatanlar yuvaya döndükleri yalanıyla kendilerini kandırırlar, oysa o yuvanın yırtıcı hayvanlarla dolu bir arenayı maskelediğini çok iyi bilmektedirler. En tehlikeli doğru, insanın kendi aklıyla gördüğü doğrudur, çünkü hiç inanamazsın.
Aforizma notu: Hiç kimseye ihtiyaç duymadan tek başına ayakta kalmasını bilen cümle güçlü bir düşünceyi içerir. Ancak bütün sermayesi bu kadarcıktır işte. Takım arkadaşlarıyla paslaşmayı bilmeyen cümle evde kalmış bir kız kurusuna dönüşecektir. Hakikati dondurmaya çalışmanın bedeli sonsuza dek donup kalmaktır.
|