Reklam | Künye | İletişim 19 Mart 2010 Cuma 20:52
Haber Ara :
taraf
WEB SİTEMİZ YENİLENİYOR!
Taraf.com.tr ile ilgili görüş ve düşüncelerinizi
bize iletmek için tıklayın.
ÜYE GİRİŞİ

Üye OL | Şifre Hatırlat
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor     Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim i Yazı Dizis Her Taraf Yazarlar
ahmet_altan KUM SAATİ 08.04.2009
Ahmet Altan
Siyaset ve değişim
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ben hayatın hep daha iyiye doğru gittiğine inanan biriyim.

İyimserim.

Ve, ne zaman işlerin iyi gittiğini yazsam ya da söylesem mutlaka çok kuvvetli bir tepkiyle karşılaşırım.

Buna karşılık “işlerin kötü gittiğini” söyleyen yazılar ve konuşmalar çok alkış alır.

Neden böyle olduğunu çok düşündüm.

Sanırım bunun birinci nedeni, “şikâyet etmenin” hiçbir zihinsel çabaya ihtiyaç duymaması.

Şikâyet etmek için zekâya ya da düşünmeye ihtiyaç yok.

Söylenmek yeter ve her zaman şikâyet edilecek bir şey de bulunur.

İkincisi, “iyi olanlardan” sözetmek ve ümitli olmak o anda “iktidarda” olan partiyi övmek gibi algılanır, iktidardan hoşlanmayanlar “her şeyin kötü gittiğini” söyleyerek muhalefet yaptıklarına inanırlar.

Üçüncüsü de, özellikle bizimki gibi ülkelerde insanlar hayatın “iyi gidip gitmediğine”, siyasete ve siyasetçilere bakarak karar verirler.

Dün, Deniz Baykal’ı ve Devlet Bahçeli’yi dinlerken insanların neden “ümitsiz” olduklarını, neden “hiçbir şeyin değişmediğini” düşündüklerini ve her şeyin kötüye gittiğine inandıklarını daha iyi anladım.

Amerika Başkanı Obama Türkiye’ye gelmiş ve çok önemli mesajlar vermiş, yeni ve barışçı bir dünyaya doğru gidildiğini belirtirken Türkiye’ye de bu yeni dünyada çok önemli bir rol üstlenmesini önermişti.

Benim görebildiğim kadarıyla bizim liderler onun söylediklerinden hiçbir şey anlamamışlardı.

Bahçeli, hâlâ Kürt ve Ermeni konularında “şoven Türklerin” tepkilerini gıdıklayarak siyaset yapmaya çalışıyordu.

Baykal ise NATO genel sekreterinin seçimi konusunda gerçeklerle ilgisi olmayan laflar söylüyordu.

Amaçları bir gerçeği, Türkiye ve dünya için en iyi olanı bulmak değil, iktidarı eleştirmek ve oylarını arttırmaktı.

Oylarını arttırmaya çalışmak hakları elbette ama gerçeklerden kopuk, artık çağdışı kalmış konuşmalarla oylarını nasıl arttıracaklar, arttırıp iktidara gelseler ne yapacaklar?

İkisi de elli yıl önce de söylenebilecek sözler söylüyorlar.

Eğer dünyaya siyaset üzerinden bakar, Erdoğan’ın “gelgitlerini”, Cemil Çiçek’in tuhaflıklarını, Baykal’la Bahçeli’nin tutuculuklarını hayatı anlamak için kendinize “kerteriz” alırsanız, evet, o zaman “hayatın hiç değişmediğini, olumlu bir şey olmayacağını” düşünürsünüz.

Ve, bence fevkalade yanlış düşünmüş olursunuz.

Hayatı anlamak için hayata bakmak gerekir.

Zaman içindeki yolculuğumuzda hayatımıza katılanlara ve eksilenlere bakarak “iyiye mi kötüye mi gittiğimize” karar verebilirsiniz.

Benim yaşımdaki insanların bu ülkede gördüğü değişiklikler belki de dört yüzyılı kapsayacak kadar büyük değişiklikler.

Ben çocukken bizim mahallede sadece babaannemlerde telefon vardı.

Gençliğimde, İstanbul’la Ankara arasındaki bir telefon konuşması için dört saat bekleniyordu.

Bugün küçücük çocuklar ceplerindeki telefonlarla dünyanın her yanıyla otuz saniyede konuşabiliyorlar, isterlerse bir de resim çekip gönderiyorlar.

Çocukluğumda televizyon diye bir şey yoktu, gençliğimde sadece TRT’nin siyah beyaz televizyonu seyrediliyordu, bugün yüzlerce renkli televizyon kanalı kumanda aletinizin ucunda duruyor.

İnternet bütün dünyayı birbirine bağlıyor ve biz de o birbirine bağlanan ağların içindeyiz.

İki yaşındaki çocuklar oyuncak bilgisayarlarla oynuyor.

Hayat çok hızlı değişiyor ve iyiye doğru gidiyor.

Ama siyaset hayata kıyasla fevkalade yavaş ve geri.

Bugün hiçbir siyasetçimiz hayatın vardığı noktaya ulaşmış değil.

İnternet çağının siyasetçileri değil bizimkiler.

Bush da internet çağının siyasetçisi değildi.

Amerika onu değiştirdi ve internetli hayatı temsil edebilecek olan Obama’yı başa geçirdi.

Buraya gelen Obama’nın bize önerisi de internet çağının ülkesi olmamız.

İnternetlerin, cep telefonlarının, bilgisayarların olduğu bir ülkede, Apo’nun köyüne gidip ağaç dikmek isteyen insanlar öldürülmez.

Böyle bir çağda Kürt sorunu diye bir sorun olmaz.

Ermeni sorunu bir tabu halinde taşınmaz.

Demokrasi bu kadar topal, hukuk bu kadar kör olmaz.

Hayat ileri ve siyaset geri.

Hangisi, öbürünü yenip kendi düzeyine getirecek sizce?

Bizim siyasetçiler mi “internetli” bir dünyayı geriye döndürüp elli yıl önceki ülkeyi yeniden yaratacaklar?

Yoksa hayat mı siyasetçileri değiştirip, bu çağı ve değişimi algılamış insanları siyasetçi yapacak?

Bizim siyasetçiler, hayatı bir türlü anlayamadıklarından, bu yeni hayatın temsilciliğini üstlenmiş gözüken Obama bizzat gelip, “yeni çağa ayak uydurun” dedi, “Kürt meselesini, Ermeni meselesini, demokrasiyi, hukuku” çözmemizi önerdi.

Eğer bu öneriyi anlayan, kulakları bu önerileri duyan siyasetçiler çıkarsa, hem kendi iktidarlarını sağlama alacaklar, hem de Türkiye’yi gerçekten yeni bir çağa uçuracaklar.

Yok, bunu anlamazlarsa, çok çabuk sahneden inecekler ve yerlerine yenileri gelecek.

Hayatı anlamak için hayata bakın.

Hayat bu kadar hızlı, siyaset bu kadar yavaşsa, emin olun o hayat o siyaseti buruşturup atar.

 

Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
  1. Müslümanlık ve milliyetçilik - 19.03.2010
  2. Benim memleketim... - 18.03.2010
  3. Yalancılık - 17.03.2010
  4. İyi çocuklar bitmiyor - 16.03.2010
  5. Bir deli aranıyor - 14.03.2010
  6. Acemi AKP - 13.03.2010
  7. Biz de onları öldürelim Turhan Bey - 12.03.2010
  8. Taş ve ayna - 11.03.2010
  9. Yalanlar - 10.03.2010
  10. İmparatorluk ve insan - 09.03.2010
  11. Nefret, Futbol ve Yargı... - 07.03.2010
  12. Soykırım - 06.03.2010
  13. Kriz - 05.03.2010
  14. Sivil Darbe - 04.03.2010
  15. Kürtler ve demokrasi - 28.02.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan - 19.03.2010
Müslümanlık ve milliyetçilik
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar - 19.03.2010
İnsaniyet namına
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar - 19.03.2010
Tarıma yatır kazan
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan - 19.03.2010
Sizce yakıştı mı
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 19.03.2010
Kendi kalbine bir kurşun... Bir de beynine...
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman - 19.03.2010
İster istemez yine Ermeniler
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem - 19.03.2010
Türkiye’de terörün ekonomi-politiği -2
Leyla İpekçi SAATLER
Leyla İpekçi - 19.03.2010
Bu mühendislikten geriye ne kalacak...
Suzan Samancı JİYAN
Suzan Samancı - 19.03.2010
Newroz’un ışığı hepimizi aydınlatsın...
Ali Abaday --
Ali Abaday - 19.03.2010
ABD ordusunun Jedi’ları
Melih Altınok SOLAÇIK
Melih Altınok - 19.03.2010
Yetiş ya Marks, yetiş ya Lenin
Janet Barış FRAGMAN
Janet Barış - 19.03.2010
Köprüde karşılaşmalar
Nilüfer Kuyaş PANDORA'NIN KUTUSU
Nilüfer Kuyaş - 19.03.2010
Kültürel endişe
Bülent Şirin GÜNDEM DIŞI
Bülent Şirin - 19.03.2010
Emin misin Türk Hava Yolları
Ahmet Vehbi Şafak SAHA ŞARTLARI
Ahmet Vehbi Şafak - 19.03.2010
Kayserispor Taraftarı’ndan Kardeşlik Dersi

Tüm Yazarlar >>  

Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS