Darbe öncesi provokasyonlarda solun rolü fecidir. Türkiye solu, hep ‘bir punduna getirsek de askerle birlikte iktidara gelsek’ diye düşünür. Vurmalar, kırmalar hep darbe içindir.
Yusuf Küpeli bana dedi ki: “Biz baştan sona kullanıldık. Mahir’e, ‘MİT bizim içimizde. Ne oluyoruz?’ dedim. Bana, ‘elbette MİT bizimle ilişki kuracak. Biz güçlü bir siyasi hareketiz’ dedi.”
Üniversitede türban yasağı olmaz. İnsanın kıyafetini yasaya bağlamak tutuculuktur. Orta öğretimde de bu yasak önemli değildir. Üniformalı olmayan memur da başını örtebilir.
* * *
İKİNCİ BÖLÜM
Geçen hafta yapılan SHP kurultayında partinin genel başkanı seçilen Türkiye solunun önemli isimlerinden ve geçmişin gençlik liderlerinden Hüseyin Ergün’le dün birinci bölümünü yayımladığımız söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
* * *
NEŞE DÜZEL: Siz SHP olarak üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasını mı istiyorsunuz?
HÜSEYİN ERGÜN: Ben üniversitede türban yasağına kesinlikle karşıyım. Gördüğüm kadarıyla arkadaşlarımın genel yaklaşımı üniversitede türbanın serbest olması yönünde. Bir insanın kıyafetini yasaya ve anayasaya bağlamak tutuculuktur. Hatta ben orta öğretimde de türban yasağının önemli olduğunu düşünmüyorum. Üniformalı memurlar hariç devlette çalışanlar da isterlerse başlarını örtebilirler. Çünkü bütün mesele kendine benzetme zorlamasının olmamasıdır.
Peki, sizce bir öğretmenin türban takan bir öğrencisini arkadaşlarına alkışlatması masum bir şey midir yoksa diğer kız öğrencileri de türban takmaya bir zorlama mıdır?
Zorlamadır tabii. Bütün mesele de budur. Türbanlı bir öğretmenin öğrencisini ‘türban takmaya özendirmemesi’dir. Yani onu türban takmaya zorlamamasıdır. Aslında biz, AB hukukunun normlarının Türkiye’de uygulanmasını istiyoruz. AB ülkelerinde hangi özgürlükler varsa Türkiye’de de olmalı. Türkiye AB ülkelerinden daha kırılgan değil.
CHP, laikliğin çok kırılgan olduğunu düşünüyor. Siz...
CHP laikliği bir yaşam tarzı olarak alıyor ve herkesin o tek tip yaşam tarzına uyması gerektiğini düşünüyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Çünkü bu demokrasiyle bağdaşmıyor. Biz laikliği, devletin kurallarını dinden almayacağı ama devletin de dine karışmayacağı bir sistem olarak kabul ediyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da kaldırılmasını istiyoruz. Biz Yeni Demokrasi Hareketi’nde de bunu söylemiştik zaten. Bazıları Diyanet’in kaldırılması çok tehlikeli olur diyor.
Tehlikeli olmaz mı peki?
Ben her tehlike teorisinin altında başka şeyler olduğunu düşünüyorum. Bir kere Diyanet yüz bin insanı besleyen bir yapı!
SHP sizin başkanlığınızda bir nevi YDH’nın görüşlerini mi savunacak? YDH diriliyor mu?
Bazı yönleriyle diriliyor. Daha doğrusu, Yeni Demokrasi Hareketi burada bir yansıma buluyor. Ama yansıma bulmasaydı bile, bir sosyal demokrat partinin bütün bu ana ilkeleri savunması gerekirdi. Çünkü sol liberalliği, piyasa ekonomisini içerir. Çünkü sol demek, devletçi olmamak demektir. Sol demek, sivil olmak, darbelere karşı çıkmak, Ergenekon karşıtı olmak demektir. Sol demek, insanlığın bugüne kadar ki özgürlükçü, eşitlikçi, kaliteli yaşam mücadelesine bir katkıda bulunmak demektir. Biz, kesinlikle AB’ye üyeliği destekleyen bir politika izleyeceğiz. Süreci yavaşlatanı teşhir edeceğiz.
CHP’yi nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce sol bir parti mi?
Bize göre CHP siyasi yelpazede AKP’yle MHP arasında bir yerde duruyor. Yani CHP, AKP’nin sağında kalıyor. AKP, CHP’den çok daha özgürlükçü bir parti. Zaten Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran’ın başkanlığındaki İşçi Partisi hariç, Türkiye solu genel olarak, ‘bir punduna getirsek de şu askerlerle birlikte iktidara gelsek’ düşüncesi içindedir. Türkiye’de sol daima askerlerle işbirliği yaparak iktidara gelmeyi düşünür. Çünkü halk oyuyla iktidara gelemeyeceğine inanır. Dolayısıyla bu ülkede solun askerle ilgili düşünceleri sorunludur. Sol akımlar askerle siyasi ittifak kurmakta hiç bir sakınca görmezler. Hatta kargaşa dönemlerinde işbirliği de yaparlar.
28 Şubat’ta, 27 Nisan e-muhtırasında yaptıkları gibi mi?
Onlardan önce de işbirlikleri yapıldı. ‘Askerlerle birlikte darbe yoluyla’ iktidara gelmek için vurmalar, kırmalar, banka soygunları yapıldı. Darbe öncesi provokasyonlarda solun rolü feci bir şeydir. Vurmalar, kırmalar hep istikrarı bozmak ve darbe ortamı oluşturmak için yapıldı.
Sol bütün bu provokasyonları bilinçli mi yaptı?
Aşağıdakiler farkında değildi ama şefler bunun farkındaydı. Gençlerin şef pozisyonunda olanları da durumun farkındaydılar.
Deniz Gezmişler... Askerî yönetimi iktidara getirmek için eylem yaptıklarının farkındalar mıydı?
Şöyle söyleyeyim. Bir tanıklığımı anlatayım. Yusuf Küpeli 1980 sonrasında cezaevinden çıktıktan sonra bana geldi. “Biz baştan sona kullanıldık” dedi. Ben de “Nasıl farkında değildiniz? Asker adam geliyor, size silahı veriyor. Size, biraz ortalığı karıştırın, biz gereğini yapacağız diyor. Siz bütün bunlara rağmen farkında değil miydiniz” dedim. Bana cevabı şu oldu. “Ben bunu Mahir’le de (Mahir Çayan) konuşurdum. Ona, ‘MİT falan bizim bu kadar içimizde. Ne oluyoruz’ diye sordum. Mahir de bana, ‘Biz güçlü bir siyasi hareketiz. Elbette MİT de bizimle ilişki kuracak’ dedi.” Gerçek şu ki...
Evet...
Türkiye’de silahlı gençlik hareketini 1970 ve 1980 öncesinde askerler kullandılar. Askerler tarafından kullanıldıklarını gençlik hareketlerinde şef pozisyonunda olanlar kesinlikle biliyorlardı. Orduyla ittifakı, iktidara gelmenin bir yolu olarak görüyorlardı.
Siz o dönemde gençlik hareketinin şeflerinden biri değil miydiniz?
Ben, iktidara gelmenin demokratik yoldan olmasını isteyen tarafın şeflerinden biriydim. Mülkiye’de Fikir Kulüpleri Federasyonu başkanıydım. Sonra bu yapı Dev Genç’e dönüştü. Ben Dev Genç’te bulunmadım. Türkiye’de askerlerle işbirliği yaparak iktidara gelme düşüncesi, ‘elbette az gelişmiş ülkelerde ordunun ilerici bir rolü olacak’ yaftası altında savunuldu.
Solun askerle ilişkisi bugün nasıl peki?
Bazı kesimlerde iyileşme var. Ama bir kesimde de şeriat korkusu kullanılarak sol adına geliştirilen bir ‘ulusalcılık’ var. ‘Şeriata ancak ordu engel olabilir’ diyen yeni bir ulusalcılık gelişti bu ülkede. Geçmiştekinden çok daha güçlü ve tehlikeli bir akım bu. CHP, bu akımın dışında olmak için bir çaba göstermiyor. Nitekim Ergenekon süreciyle pek çok olay ortaya çıktı ve o mitinglerin darbe ortamı yaratmak amacıyla düzenlendiği anlaşıldı.
AB’ye dönersek... Türkiye’nin AB üyeliğinin önündeki en büyük engel ne?
En büyük engel, ‘dünya bize düşman’ psikolojisidir. Bu ülkede sol da sağ da bu psikolojiye sahip.
Türkiye Hıristiyan bir dünyadan korkuyor mu?
Toplumun bilinçaltında bu var tabii. Hıristiyan dünyanın son üç yüz yıldır bizi yendiğini biliyor.
Avrupa’nın sağa kaydığını söylediniz. Peki, Türkiye nereye kayıyor?
Son iki seçimi AKP aldı. Bu iki seçim sürecinde de Türkiye özgürleşme ve piyasa ekonomisi bakımından sağa kaymadı. Yani daha devletçi bir ekonomiye yönelmedi. Aksine ekonomide daha açılımcı oldu. Eğer AKP değil de CHP seçimleri kazanıp iktidar olsaydı, Türkiye’de piyasa ekonomisi, özgürleşme, küreselleşme daha kısıtlı olabilirdi. Bu da devletçiliği öne çıkarırdı, içe kapanırdı.
Bu durumda Avrupa Birliği, sağa kayarak kendi kendini yok eder mi?
AB yok olmak bir tarafa gelişmesini sürdürecek ve daha da güçlenecek. Çünkü bu birlikten bütün Avrupa devletleri yararlanıyorlar. AB’den geriye dönüş olamaz. Bugün İrlanda, ortak para birliğine girmediğine pişman. Çünkü bütünleşme, ekonominin gelişmesine, insanlığın zenginleşmesine katkıda bulunuyor. Ulus-devlet derebeylik sınırlarını yok ederek zenginleşme yarattı. Çünkü pazarı büyüttü. Bütün bir ülkeyi pazar haline getirdi. Şimdi küreselleşme aynı şeyi yapıyor. O, pazarı daha da büyütüyor. Bütün dünyayı tek bir pazar haline getiriyor.
Türkiye bütün gerekleri yerine getirse, Avrupa’da Türkiye’yi bir tehlike olarak görenler bu bakışlarını sürdürebilirler mi?
Sürdüremezler. Çünkü entelektüel tartışma geleneği olan açık toplumlar bunlar. Aslında Türkiye’nin AB’ye üye olması zamanla daha kolaylaşacak. Çünkü hem ekonomik, hem hukuk, hem insan kalitesi hem de eğitim bakımından gelişecek. O zaman da AB’ye üyeliği kolaylaşacak. Zaten Avrupa Türkiye’nin üyeliği kendisi açısından daha kolay ve daha az maliyetli olsun diye işi yavaşlatıyor. Yoksa Fransa ve Almanya’da sağ ve soldaki ana partiler karar günü geldiğinde Türkiye’yi üyeliğe kabul edecekler.
Avrupalılar, küreselleşen dünyanın şartlarına uyum göstermekte zorlanıyor mu?
Avrupa hem çok entelektüel hem de çok vıdı vıdı bir toprak. Kavramlar, Avrupalıların politikalarını çok fazla esir alıyor. Pragmatik olamıyorlar. Avrupa’nın çok köklü bir bağımsız devlet geleneği var. Avrupalılar bu ulus-devlet geleneğinin tutsağı oluyorlar. Öyle ki, bir yandan dünyadaki ilk küreselleşme modeli olan AB’yi deniyorlar ve AB gibi ulus-devleti tasfiye eden bir projeyi yürütüyorlar, bir yandan da ulus-devletten kopmak, kurtulmak istemiyorlar.
CHP’nin sol bir parti olmadığını söylüyorsunuz. Peki, SHP sol bir parti mi sizce?
Sosyal Demokrat Halk Partisi, CHP ile kıyaslanmayacak kadar daha demokratik bir tüzüğe ve daha sol bir programa sahip. Şu anda SHP çok küçük bir parti. Son genel ve yerel seçimlere giremedik. Ama SHP çağdaş anlamda dünyayı kavrayan gerçek bir sol parti olabilir. Çünkü kadrolarının bunu kabul edecek bir kapasitesi ve etik kaygısı var.
Türkiye’de faili meçhul cinayetler en fazla DYP-SHP koalisyon hükümeti döneminde işlendi. Kürt sorunu en çok bu dönemde askere ihale edildi. SHP’nin bu geçmişi size yük değil mi şimdi?
Değil çünkü Murat Karayalçın, bütün tepkilere rağmen 2004 seçimlerinde Kürtlerle işbirliği yaptı ve bizim listelerimizden seçildiler. Size bir şey anlatayım. YDH yönetimi olarak bir akşamüzeri toplantıdaydık. Telefon çaldı. Açtım. Karşıdaki ses, “Ben Hacı Karay. Mehmet Altan’ı arıyorum” dedi. Ben, “Mehmet Altan şu anda burada değil. Kendisine iletelim. Niçin arıyorsunuz” diye sorduğumda, “biz Çınar Oteli’ndeyiz. Çelik yelekli timler tarafından sarıldık. Mehmet Abi’den bu durumu İçişleri Bakanlığı’na ya da Emniyet Genel Müdürlüğü’ne iletmesini istiyoruz” dedi. Kendisine, onlara bizim de ulaşmaya çalışacağımızı söyledim. Birkaç yere telefon ettik ama kimseye ulaşamadık. Ertesi sabah Düzce Akyazı’da bu üç kişinin cesetleri bulundu.
YDH’yı arayıncaya dek daha pek çok yeri aramış olmalılar. Herkes durumdan haberdar ama öldürülmelerini kimse engelleyememiş. Nasıl bir yer burası böyle?
Adamları göz göre ertesi sabah faili meçhul yaptılar...
Tekrar solda oluşturmaya çalıştığınız platforma dönersek... Bu gruplarda ortak özellik olarak neyi arıyorsunuz?
Bize katılmak için sivil ve demokrat olmak yeterli. Yani Ergenekon karşıtı olacak. Ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda devletçi olmayacak. Serbest piyasayı, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini destekleyecek. Bizim diğer partilerden farkımız, bize üye olmak serbest olacak.
Diğer partilere üye olmak zor mu?
Efendim onlardaki parti esnafları kimseyi üye yapmak istemezler. Kendilerine ileride rakip olmasın diye partiyi mümkün olduğunca kalitesiz adamlarla doldurmak isterler. Aslında Türkiye’de çağdaş solu oluşturacak bir temel var. 10 Aralık Hareketi var. ÖDP’den ayrılanlar var. Demokrat Kürtler var. Aleviler var. Kadın hareketi var. Biz bütün bu gruplarla temas halindeyiz. Bu hafta ortak bir platform oluşturmak, çağdaş solda bir parti oluşturmak için toplantılara başlayacağız. SHP çatısı altında birleşmek değil bu. Biz yeni bir parti kurar gibi biraraya geleceğiz, buluşacağız!
Diğer Neşe Düzel Makaleleri: