Bir 19 Mayıs’ı daha geride bıraktık. Daha önceleri bu bayramın içinde çok sayıda ‘ve’ vardı. Yanılmıyorsam şöyleydi: Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor ve Bayramı. Kim yaptıysa eline sağlık, ‘ve’lerde çok ciddi bir sadeleştirme yapıldı.
Bugün ağırlıklı olarak 19 Mayıs törenleri ve gençlerle ilgili sorularınız üzerinde duracağım.
Soru: Muhterem Sivilay Abla, Cumhuriyetimizin kurucuları bu ülkeyi gençlere bıraktı. Onların çarıkları yırtıktı, karınları açtı. Bu büyük fedakârlıklara rağmen, şimdiki gençler stadyumlarda yapılan bayram törenlerinden kaytarmanın peşinde. Bazıları da bu törenleri beğenmiyor, modası geçmiş diyor. Cumhuriyetimize sahip çıkmaları gerekirken, sorumsuzluk sergileyen bu gençlere siz de bir iki laf edin ne olur. (Haydar Kanık)
Cevap: Sevgili Haydar, bu ülkeyi gençlere bıraktılar, çünkü başka şansları yoktu. Yanlarında götüremeyeceklerine göre doğal olarak onlardan sonra gelen kuşaklara kalacaktı. Sonuçta ortada doğal bir el değiştirme süreci varken; 11-12 senelik eğitim hayatları boyunca bu konunun tekrar tekrar gençlerin yüzüne vurulmasını ruhsal gelişimleri açısından çok sakıncalı buluyorum.
Hele ‘yırtık çarık’ ajitasyonunu hiç anlamıyorum. Mantığımızı çalıştırırsak ‘yırtık çarık’lılar ülkeyi şu anda seksenli yaşlarını geçmiş olan dedelerimize, ninelerimize bıraktılar. Onlar, çocuklarına, çocukları da çocuklarına bıraktı. Bugünkü gençlerin stadyumlarda ille de bir şükran jimnastiği yapmaları gerekiyorsa ‘İspanyol paça pantolonlu’ anne babaları için yapmaları gerekir.
Diğer taraftan; ortada yapılan bir iyilik varsa da bunun sürekli hatırlatılması, ne kadar kibar bir davranış, onu da sizlerin takdirine bırakıyorum.
Soru: Sevgili Sivilay Abla, ben lise öğretmeniyim. Ulu Önder Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni gençlere emanet etti. Gençlerimiz bu rejimin bekçileri. Atamızın emanetine hıyanet etmemeleri, bekçilik yaparken kuş uçurtmamaları için onları nasıl bilinçlendirmeliyim. Bizi aydınlatırsanız sevinirim. (Makbule K.)
Cevap: Sevgili kızım, emanetçi ile emanet arasındaki ilişki yiyeceklerle derin dondurucu (deep freeze) arasındaki ilişkiye benzemektedir. Derin dondurucudaki yiyecekler olduğu gibi kalır, kimsenin karnını doyurmaz. Bence öğrencilerine derin dondurucu olmayı değil bir fırın olmayı öğütlemelisin. Gençler, kendilerine ‘emanet’ edilen malzemeyle güzel yemekler yapsınlar, yemeğin kokusu dünyanın öbür ucundan duyulsun. Herkesler bizim sofraya özensin.
Bekçilik de öyle yavrucuğum. ?imdi bir fabrikanın bekçisi olduğunu düşün. O fabrikada ne üretiliyor, verimli çalışıyor mu, araştırma-geliştirmeye önem veriliyor mu, malzemeden çalınıyor mu? Bu soruların cevabını bir bekçi verebilir mi?
Siz bu ülkenin bekçisisiniz diye bağıranlar, emekliliği çoktaaan gelmiş hatta geçmiş ama üretim hattının başından ayrılmamakta ısrar edenler. Öğrencilerinize uyarın. Bekçilik görevi, ihtiyarların onlara kötü bir numarası.
Fabrikayı güvenli bir sanayi bölgesine taşısınlar. Çevre fabrikalarla ve ahaliyle iyi ilişkiler kursunlar. İşçilerin hakkını versinler. Ne dış tehdit kalır, ne de iç tehdit. Böylece milyon tane bekçiye gerek kalmaz.
PLATONİK DAVET
Vatan, Metehan ve Baki
Benim zamanımda; ilkokulda öğretmenin gözde öğrencileri vardı. Onlar, ders boş geçtiği zamanlarda konuşanları bir kâğıda yazar, öğretmen dayak atmak istediğinde öğretmenler odasından kızılcık sopasını getirmek için birbirleriyle yarışırlardı. Öğretmenin ayak işlerini halletmeyi kendilerine verilmiş bir ayrıcalık gibi görürlerdi.
Öğretmene yaptıkları yağcılık bir gün öğretmenin bile midesini kaldırmış olacak ki, dayak yeme sırası onlara gelmişti. Kendilerine atılacak kızılcık sopasını yine kendi elleriyle öğretmenin eline teslim etmişlerdir.
Sopa kafalarına inerken eski ayrıcalıklı günlerin bittiği mesajını almamakta ısrar edip, adeta sopanın rüzgârında serinliyormuş hissini yaymaya çalışıyorlardı. Duydukları acıdan gözlerinden yaşlar boşanıyor, ama okulun demirbaşındaki bu ders araç-gereçin sağlamlık testinde bizim kullanılmamız ne büyük bir ayrıcalık demeye getiriyorlardı.
Oh olsun demediğimi, bu hallerine acıdığımı çok iyi hatırlıyorum.
?imdi bunu niye anlattım diyeceksiniz. Basın taburunun en cevval erlerinden Vatan Gazetesi, Bayan Büyükanıt haberinden sonra Genelkurmay’ın akredite gazeteler lisesinden çıkarıldı. Önceki aylarda da Sabah Ankara Temsilcisi Metehan Demir ve CNNTürk Genelkurmay muhabiri Kemal Yurteri o kadar büyük sadakatle geçen yılların ardından, Genelkurmay’a karşı işledikleri ilk ‘hata’dan sonra işlerinden olmuştu.
Oh olsun demedim, demiyorum.
22.05.2008
Diğer Dr. Sivilay Genç Makaleleri: