“Zorunlu askerlik sürecek. ‘Kürtleri asker yapamamak’ diye yaygın bir kuşku var çünkü. Bazı subaylar “zorunlu askerlik kaldırılırsa, Kürtlerin yarısı askere gelmez” diyorlar.”
“Vatanı için canını feda etmekten çekinmeyen kahraman savaşçı Türk diye bir şey yok. Farklı görüş ve cesaret düzeyinde bir sürü insan var. Ama siz bunlardan tek bir Türk yaratmaya çalışıyorsunuz.”
“‘Askerlik 15 ay olacak’ diyen Genelkurmay Başkanı’na, artık hükümet veya parlamento, ‘Niye 15 ay olacak? Paşam gel bizi ikna et’ demeli. Sorun şu ki, hâlâ bunu diyemiyorlar.”
* * *
İKİNCİ BÖLÜM
Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi siyaset antropologu doçent Suavi Aydın’la askerin siyasete müdahalesi, ordunun toplum içindeki rolü ve askerlik sistemiyle ilgili olarak yaptığımız ve dün birinci bölümünü yayınladığımız konuşmaya bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz.
* * *
Toplum, zorunlu askerliğin kısaltılmasını talep ederken ve bu yönde bir düzenleme beklerken, tam aksi oldu ve zorunlu askerliğin uzatılması gündeme geldi. Ordu neden zorunlu askerlik konusunda bu kadar ısrarlı?
Üniversite mezununa tanınan avantajı kaldırmayı ve herkese on beş aylık zorunlu askerlik getirmeyi istiyorlar. Konuştuğum bazı subaylar, zorunlu askerliğin Türkiye’de şu anda kaldırılamayacağını söylüyorlar. Çünkü o zaman Kürtlerin yarısı askere gelmez diye düşünüyorlar. ‘Asker olmazsa ne olur? Dağa gider’ gibi bir kaygı taşıyorlar. Yani...
Evet...
‘Kürtleri asker yapamamak’ diye yaygın bir kuşku var Türkiye’de. Bu yüzden de zorunlu askerlikten vazgeçmek ordu açısından kolay görünmüyor. Kürt sorunu halledilmeden zorunlu askerlik konusunu halletmek çok güç. Bedelli askerlikte ise bir eşitsizlik görüyorlar. Doğrusu bence de bedelli askerlikte bir eşitsizlik var.
Zorunlu askerlik, gençlerin tam hayata atılacakları sırada onların bir süreliğine hayatlarını ertelemelerine neden oluyor. Kariyerlerine geç başlıyorlar. Bu, Türkiye’nin üretimini ve ekonomisini nasıl etkiliyor?
Çok olumsuz etkiliyor. Yirmili yaşlar, insanın kendini yaptığı yaşlardır. Özellikle iş hayatının alt yapısı 20’li yaşlarda kuruluyor. Üstelik Türkiye bir köylü toplumu da değil artık. Eskiden adamı köyünden, tarladan alıyordunuz, askerlik bittiğinde tekrar tarlasına, köyüne iade ediyorsunuz. Şimdi öyle durağan bir toplum değil ki burası. İnsanlar çok hareketli. Ayrıca iş bulmak da bir mesele bu ülkede. Askere gitmek için işinden ayrılan döndüğünde aynı işi bulamıyor.
Zorunlu askerliği kaldıracağını vaat eden bir partinin bu ülkede büyük bir oy patlaması yapma ihtimali var. Ama hiçbir siyasi parti bunu programına almıyor. Neden almıyor? Askerin tepkisinden mi çekiniyor?
Zorunlu askerliği kaldırma konusunu ancak üç, beş puan oya sahip küçük siyasi partiler gündeme getirebilir ama onlar da kapatılmaktan çekinirler. Çünkü Türkiye’de ‘halkı askerlikten soğutmak’ diye bir kanun maddesi var. Zorunlu askerliği kaldırma vaadi bu maddeye sokulabilir ve o siyasi parti kapatılabilir. Merkez partilere gelince... Onlar daima askerle barış içinde birarada yaşama politikası güderler. Askerin hoşuna gitmeyecek bir şeyi gündemlerine almazlar. Çünkü Türkiye siyaseti çok tecrübeli. 27 Mayıs’tan bu yana askerle karşı karşıya gelen siyasilerin başına bir sürü şey geldi.
Halktan da zorunlu askerliğin kaldırılması için yüksek sesle bir talep duyulmuyor. Halk zorunlu askerliğin kalkmasını istemiyor mu yoksa bunu söylemeye cesareti mi yetmiyor?
Askerliğin kalkmasını istemek, değerler sistemini eleştirmektir. Bunu dile getirmek bir değere, bir kutsala saldırmaktır. Bu da bir medeni cesaret gerektirir. Bu konuda bir medeni cesaret yok.
Ama bu arada çok sayıda asker kaçağı var. Askere gitmemek için çürük raporu alan var. Buna nasıl cesaret ediliyor?
Şöyle söyleyeyim. Mesela biz İstiklal Savaşı’nı kahramanlık hikâyesi olarak anlatıyoruz ama o sırada asker kaçağı sayısı inanılmaz boyutlarda olmuş. Eric von Zürcher’in hesaplamalarına göre, Birinci Dünya Savaşı sırasında en fazla asker kaçağı rakamı Osmanlı ordusunda çıkıyor. Bize kendimizle ilgili hep bir kahramanlık ve fedakârlık hikâyesi anlatılıyor ama öyle değil. ‘Bir kahraman savaşçı’, ‘vatanı için canını feda etmekten asla çekinmeyecek bir Türk’ diye bir şey yok.
Ne var peki?
Bir sürü insan var. Farklı konumlarda, statülerde, dünya görüşlerinde ve farklı cesaret düzeylerinde bir sürü insan var. Ama siz bütün bu insanlardan tek bir Türk, tek bir asker yaratmaya çalışıyorsunuz. Bütün hikâyeyi böyle kuruyorsunuz. Hikâyenin arkasına baktığınızda ise aksini görüyorsunuz. Yani ‘insanı!’ görüyorsunuz. Ama şu da bir gerçek. Dünyada hiç bir askerlik sistemi insandan yola çıkılarak kurulmamış.
Kurtuluş Savaşı 150 bin askerle veriliyor. Üstelik zorunlu askerliğin uygulandığı bir dönem bu. 150 bin asker sayısı o dönem için bile çok az değil mi?
Savaş sırasında cepheden kaçışlar çok fazla. Sakarya savaşında bu kaçaklar en yüksek noktasına varıyor. Zaten İstiklal Mahkemeleri’nin kurulma sebebi asker kaçaklarının cezalandırılmasıdır. Mesela Polatlı’da topçu okulunun ortasında bir tepe vardır. O tepenin adı idam tepedir. Asker kaçakları orada idam edilirmiş.
Bugün dünyada hangi ülkelerde zorunlu askerlik var?
Mesela Pakistan’da, Kuzey Kore’de, Çin’de, Mısır’da, Yunanistan’da zorunlu askerlik var.
Türkiye’nin şartları ‘profesyonel’ bir ordu oluşturmaya elverişli değil mi?
Şartlar tabii ki uygun... Ama bilinmeli ki, bu, tam anlamıyla bir bürokrasinin yıkılıp, bir kurumun yeniden yapılmasıdır. Ortada dev bir bürokrasi var. Bu bürokrasinin içinde askerî fırından orduevine, hastaneden dikimevine ve ihalelere varıncaya kadar her şey mevcut. Bütün bu bürokrasiyi yıkacaksınız ve yerine yeni birşey kuracaksınız. Vurucu ateş gücü yüksek yeni askerî birlikler, birimler oluşturacaksınız ve buraya parayla insan alacaksınız. Üstelik profesyonel ordu aynı zamanda subay mevcudunu, general mevcudunu da düşürmek demek.
Toplumun ve ülkenin güvenliği için bir sakıncası var mı general sayısını düşürmenin?
Niye sakıncası olsun? Ama bürokrasinin kendisi için bir sakıncası var. Tümenler kaldırılırken çok büyük itirazlar oldu. Çünkü bir sürü tümgenerallik ortadan kalktı. Türkiye’de generallik bir hükümranlık sahasıdır.
Silah teknolojisi her gün biraz daha gelişiyor ve ciddi bir birikim gerektiriyor bu silahları kullanmak. Zorunlu askerliğin olduğu bir ülkede, askere alınan askerler bu silahları kullanma yeteneğini hemen geliştirebilirler mi?
Sofistike silah sistemlerinin uygulandığı birimler genellikle hava ve deniz kuvvetlerindedir. Onlar da zaten çok az sayıda zorunlu asker çalıştırıyorlar. Aslında Türkiye’de Hava ve Deniz Kuvvetleri profesyonel ordulardır. Zorunlu askerlik, Kara Kuvvetleri ve Jandarma’dadır.
Türk ordusunun teknolojik düzeyi, dünyadaki gelişmiş ülkelerin teknik düzeyiyle aynı mı?
Asla bir Amerikan ve İngiliz ordusu gibi değil ama, TSK özellikle deniz ve hava kuvvetleri olarak ciddi bir güç. Bu coğrafyada en ileri teknolojiyi kullanan ordu İsrail ordusudur. TSK, teknolojik olarak İsrail ordusuyla aynı güce sahip.
Dünya ordularındaki son gelişmeler nasıl? Ne tür ordular oluşturuluyor artık? İnsana dayanan ordular mı, aletlere dayanan ordular mı?
İnsana dayanan ordudan vazgeçilemez. Hangi silahı kullanırsanız kullanın, insana dayanmadan hiçbir şey yapamazsınız. Dünyada artık vurucu gücü ve hareket kabiliyeti yüksek, küçük birimlerden oluşan ordular yaratılıyor.
İnsansız uçakların, uzaktan kumandalı akıllı bombaların kullanıldığı bir çağda asker sayısının fazlalığı önemli mi peki?
Önemli değil. Ama Türkiye’de Güneydoğu’daki çatışma hali de asker ihtiyacı yaratıyor. Şöyle söyleyeyim. Amerika kendi ülkesinin içinde savaşmıyor. Kabiliyeti yüksek birliklerle denizaşırı harekât yapıyor. Amerika buna göre örgütledi ordusunu. Bizde ise içeride hâlâ savaş var. Hâlâ elinde silah, dağ bayır dolaşacak adama ihtiyaç var. Dolayısıyla bu Amerikan doktrinindeki değişim tam anlamıyla bize yansımış değil. Güneydoğu’da bazı yerlerde bu çatışma nedeniyle hâlâ mevcudu savaş halinde on bine çıkan bazı tümenler duruyor.
Kürt sorunu çözülse ordu hâlâ bu kadar büyük bir asker sayısına sahip olabilir mi?
Hayır, gerek yok. Bugünün savaş imkânları ve kabiliyetleri düşünülüğünde bu kadar adam beslemeye gerek yok.
Güneydoğu’da yaşanan çatışmaya rağmen ülkede bu kadar kalabalık bir orduya ihtiyaç var mı peki?
Bu biraz bizim ordumuzun oradaki savaş durumuna cevap verememe halinden kaynaklanan bir şey. Gerilla savaşı zor bir savaş. İki şekilde savaşılabilir gerillayla. Ya gerillaya karşı gerilla yaratacaksın. Ki bu, dağ komando tugaylarıyla kısmen yapılıyor. Ya da alana hâkim olacaksın. Alanın her yerinde asker gezdirebilmek demektir bu. Bunun için de rezervde askerinizin olması gerekir.
Zorunlu askerlik uygulamasına dönersek... Zorunlu askerliğin olması, kaçınılmaz olarak hamasi bir söylemi de artırmıyor mu bu ülkede? İnsanların askerliği kabul etmeleri için milliyetçiliği besleme zorunluluğu yok mu?
Tabii var. Sadece bizde değil, askerlik her yerde milliyetçiliği besler. Sonuçta askerlik nedir? Belli bir devlet veya toplum adına harp etmek üzere örgütlenmiş bir mekanizmadır. Dolayısıyla o mekanizmayı yüceltmek ve o mekanizmanın koruyup savunacağı devleti, toplumu, milleti veya etnisiteyi yüceltmek işin doğası gereği oluyor. Bu yüzden zaten dünyada demokratikleşme her zaman ordulara rağmen olmuştur.
Niye?
Çünkü ordunun böyle bir militarizasyonu besleyecek bir ideolojik zemine ihtiyacı var. Demokratikleşme ise sivilleşme demektir. Barış toplumu yaratmak, milli değerlerden ziyade insani değerlere dayanan bir hukuk yaratmaktır. Vatan, millet gibi soyut kavramların önüne bireyin çıkması demektir demokratikleşme. Kısacası ordunun dayandığı ideolojik zemin, demokratikleşmeyle kayar. Demokratikleşmeyle birlikte etnik aidiyetle anılan bir vatandaştan anayasal vatandaşlığa geçilir. Ordular ise bu tür bir vatandaşla çalışmazlar. Zira anayasal vatandaşlıkta Türk’e vurgu yapılamaz.
Türkiye zorunlu askerliği kaldırabilir mi?
Orta vadede mutlaka kaldırır. Çünkü bu sistem çok uzun sürdürülemez. Askerler de bunun farkında. Kürt sorununun çözüldüğü veya PKK’nın marjinalize olduğu bir ortamda zorunlu askerliğin kaldırılması gündeme gelecektir.
Türkiye’de askerliğin nasıl olması gerektiğine parlamento karar verebilir mi?
Hayır veremez. Askerlere sormadan onay almadan hiç bir şey yapamazlar. Demokratikleşme adına bu tablonun değişmesi gerekiyor. “Askerlik 15 ay olacak” diyen Genelkurmay Başkanı’na, artık hükümet veya parlamento, “Neden 15 ay olacak? Gel bizi ikna et” demeli. Sorun şu ki, siyasetçiler hâlâ bunu diyemiyorlar.
Daha az kalabalık ama manevra kabiliyeti yüksek bir ordu kurmak askerî mantığa ters mi?
Değil. Gündemde böyle bir proje var. Yani operasyon birimleri küçülüyor ama bu iş adım adım gidiyor ve bir yerde duruyor. Bu biraz Amerikan savaş doktrininin değişmesiyle ilgili birşey. Amerikan savaş doktrini, İkinci Dünya Savaşı’nda tümene ve havaya dayalı bir sistem kurmuştu. Fakat bu doktrin Vietnam Savaşı’ndan sonra değişti. Daha vurucu daha hareket kabiliyeti yüksek birliklere geçildi. Tümenler lağvedildi, yerine tugaylar kuruldu. Alaylar lağvedildi, yerlerine taburlar kuruldu. Böyle daha küçük birimlere dayalı bir sisteme geçildi. TSK da 1993’ten itibaren böyle bir dönüşüm yaşadı. Hilmi Özkök genelkurmay başkanıyken bu dönüşüm hızlandı ve Güneydoğu ve Doğu’da belirli tugaylar lağvedildi.
Birlikler küçültülmeye çalışılırken ordunun toplam asker sayısı azalıyor mu peki?
Şu anda azalmıyor. İş, Güneydoğu’daki piyade tugaylarının veya mekanize birliklerinin tasfiyesiyle bitmiyor. Asıl asker yükü, Kürt sorunuyla bağlantılı olarak iç güvenlik kolordularında bulunuyor. Orduda personel planlaması yapılırken, Güneydoğu’daki çatışma durumu çok belirleyici oluyor.
Türk ordusunun rolü, diğer ülkelerin ordularının rolünden farklı. Bu rol neden farklı? Neden başka ülkelerde ordu sadece askerlikle ilgilenirken Türkiye’de ordu siyasetle ilgileniyor?
Bu biraz demokrasinin tam yerleşmemiş olmasıyla ve az gelişmişlikle ilgili bir durum. Mesela Avrupa’nın periferindeki İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi geçmişin fakir ülkelerinde de 1970’lerin sonuna kadar ciddi bir askerî vesayet vardı. Bu ülkelerde ancak kısmi bir demokrasi yaşanabiliyordu. Ancak bu ülkeler bunu aştılar. Özellikle Avrupa Birliği süreci ve zenginleşme, askerî vesayet sorununu çözdü ve bu ülkelerde ordunun rolünü azalttı. Toplumlar zenginleştikçe... Demokratik kurumlar devreye girdikçe...
Evet...
Bir takım şeyler sorgulanır hale geldikçe... Ve, kurumlar şeffaflaştıkça... Askerin rolü azalıyor. Kaynak paylaşımını denetleyecek düzgün bir burjuvazinin olmadığı, burjuvazinin gelişmediği ülkelerde ise ordu ister istemez öne çıkıyor. Ekonomik kaynakları kontrol ediyor ve dağıtımı belirliyor.
Ordunun ekonomik kaynakları dağıtan bir güç olması o toplumun hayatında nasıl bir sonuç veriyor peki?
O zaman o ülkede sistemi şeffaflaştırmak mümkün olmuyor. Çünkü sistemi şeffaflaştırdığınızda, kaynakların nasıl bir yerden bir yere aktarıldığı, kaynakların nelerde toplandığı ve birtakım grupların sistemden nasıl nemalandığı ortaya çıkıyor. Zaten bunun ortaya çıkmasını engellemek için olabildiğince baskıcı rejimler kuruluyor. Latin Amerika’da, geçmişin fakir Avrupa ülkelerinde de bu rejimler kurulmuştu. Fakat demokratikleşme ve zenginleşme hızlandıkça, içeride burjuvazi güçleniyor ve...
Silahlı güce, burjuvazi mi rakip oluyor o zaman?
Kesinlikle rakip oluyor ve gücü kendi eline almaya çalışıyor. Bu modern tarihin Fransız Devrimi’nden beri yaşadığı değişmez bir ilkedir.
Türkiye’nin köylü toplum olmadığını söylediniz. Sizce Türkiye şehirli bir toplum mu peki?
Türkiye’de köylü kalmadı ama Türkiye şehirli bir toplum da değil. Türkiye bir geçiş dönemi yaşıyor. Mesela Kastamonu’nun dört köyünde sadece 70 kişi yaşıyor. İstanbul’da ise o köye mensup beş bin kişi bulunuyor. Türkiye’nin pek çok köyünde sadece yaşlılar kalmış durumda. Büyük üretim yapılan birkaç plantasyon hariç köyler kendi kendini besleyen birer üretim birimi olmaktan çıktı artık. Bu yüzden Türkiye’nin yüzde 20’si köylü diyen bütün o hesaplar yanlış.
Türkiye’nin ne kadarı köylü sizce?
Türkiye’de köylü yok. Türkiye’de aktif nüfus köylü değil. Bir süre önce Maraş-Elbistan’da çalıştım. Bir bölgede 20 kadar köyde hiç genç görmüyorsunuz. Gençler mevsimlik işçi olarak dolaşıyorlar. Müthiş bir hareketlilik var toplumda. Oysa köylü yerinde duran insandır. Köylü dolaşmaz. Türkiye köylü toplumu değil. Ama Türkiye Avrupalı bir kent toplumu da olmayacak.
Ne olacak?
Asker toplum olma devri de kapandı. Türkiye, Avrupa’nın Latin Amerikası gibi olacak. Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi büyük şehirleri ve büyük plantasyon tarım alanları olacak. Hem Avrupa’nın tarım ihtiyaçlarını gideren, hem turistini çeken hem de büyük ölçüde sanayi üretimini yapar bir ülke haline gelecek. Kısacası Türkiye Brezilya tipi bir ülke olmaya doğru gidiyor. Brezilya, Arjantin gibi Latin Amerika ülkelerinin militar toplumdan çıkış hikâyesine benzer bir çıkış hikâyesi yaşıyor.
Türkiye sivilleşmede Latin Amerika’nın gerisinde mi kaldı?
Brezilya’nın, Arjantin’in gerisinde kaldı. Bu ülkeler geçmişleriyle hesaplaştılar, acıların hesabını sordular. Arjantin’de cuntadan hesap soruldu. Şili’de sorulmaya çalışıldı. Bu ülkeler kendi tarihlerindeki kirlilikle mücadele ettiler. Biz ise tehdit algıları yüzünden kendi tarihimizdeki hiçbir kirliliği görebilecek durumda değiliz. Hâlâ hesaplaşmıyoruz, hâlâ böyleyiz...
Diğer Neşe Düzel Makaleleri: