1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 11 Eylül 2010 Cumartesi 02:58
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Markar Esayan ARADA 11.09.2008
Markar Esayan
1915 kazasının karakutusu
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Markar Esayan - 1915 kazasının karakutusu Markar Esayan - 1915 kazasının karakutusu Markar Esayan - 1915 kazasının karakutusu Markar Esayan - 1915 kazasının karakutusu Markar Esayan - 1915 kazasının karakutusu Markar Esayan - 1915 kazasının karakutusu Markar Esayan - 1915 kazasının karakutusu Markar Esayan - 1915 kazasının karakutusu
Markar Esayan köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan ziyareti, bir maç vesilesiyle ve ışık hızında gerçekleşmiş olmasına rağmen iki ülkenin donmuş ilişkilerinde bir milat, Türkiye’nin kendi siyaset geleneğinde de önemli bir kilometre taşı oldu. Ziyaretin hem Türkiye hem Ermenistan hem de dünyada yarattığı heyecan, şüphesiz tam da bu ilişkisizliğin tahammül ve istiap hadlerini fersah fersah aşmış olmasının bir sonucuydu. Yüzyılın başında yaşanan büyük trajedinin neticesinde, sanki o uğursuz karede donmuş, Hrant’ın deyimiyle 1915 metrelik kör bir kuyunun içine düşmüş “halkların kardeşliği”nin yeniden gün ışığını görme çabası olarak da algılandı geniş kesimlerce. Yaşı yetmeyen, etnik kimliğiyle veya herhangi bir noktadan (son nefesini verirken Ermeni olduğunu “itiraf” eden bir anneanne ile mesela) konuyla ilişkilenmeyen kişilerin bu ziyaretin kıymetiharbiyesini anlamaları pek kolay değil. Sevgili Delal Dink, Erivan’a giden yegâne milletvekili Ufuk Uras’a “Babam bu günleri görseydi sevinçten çıldırırdı” demiş ya, işte öyle bir duygu potansiyeline sahiptir, iki halkın ayrı düşmüşlüğünden ızdırap duyanların hisleri. Ermeni kelimesinin küfür olduğu yılları, 1915 veya başka bir kırılma anının konuşulmasının kendi aramızda bile nasıl yasak, nasıl yakıcı, ama konuşamamanın çok daha hasta edici olduğu günleri iyi hatırlarım. Çok uzun süre geçmedi o günlerin üzerinden. ASALA’nın Türkiyeli bir diplomatı katlettiği bir günün hemen ertesinde, bugün basın özgürlüğünden dem vuran Hürriyet ve benzeri gazetelerin nasıl tahrik edici, nasıl hakaretamiz manşetler attığını, o günlerin sabahlarında yan komşumuzla göz göze geldiğimizde başımızı eğip nasıl mahcupça kendi yolumuza gittiğimizi iyi hatırlarım. 1982 yılında yine bir ASALA suikastı neticesinde, cinayetleri protesto etmek için kendini Taksim meydanında yakan Artin Penik isimli Ermeni vatandaşın ölüm döşeğinde pespayece kullanılışını, ama en kötüsü de, Ermeni cemaati olarak rövanş isteyen ilahların sunağına sunulan bu kurban neticesinde üzerimizdeki o lanet olası baskının nasıl birden hafiflediğini de hatırlarım.

Ve utanırım nedense...

Neyse, inanınız çok da meraklı değilim bu konuları yazmaya. Ama bizden önceki nesiller çözmediği için bizler cebelleşmek durumundayız bu sorunla. “İnsan” olmanın çok basit kurallarının –hani dürüstlük, mesuliyet, hataları kabullenme ve telafi etme ahlakı gibi- ilk biz keşfediyormuşçasına yeniden ve teker teker geçmek zorundayız üzerinden. İlla öç, intikam ve rövanş isteyenlere dostluğun her eve lazım olduğunu onların anlayacakları dil ve gerekçelerle anlatmak, yani işin içine reel politik, daha çok para, daha çok güç, bir koyup üç beş almak gibi “kayganlaştırıcılar” eklemek durumundayız sürtünmenin etkisini azaltmak için.

Yani karmakarışık hisler içindeyim farkında olduğunuz gibi, sevinç ve sitem yan yana. Bir yandan sergilediğimiz bunca kepazelik, kaybedilen zaman, öte yandan da birden beliriveren ümitler, göveren hayaller...

Bu ara taksimden sonra, yine o tarihî cumartesi gününe dönmek istiyorum. Habertürk kanalında canlı yayında maçın ve ziyaretin değerlendirmesini yapıyoruz. Programın moderatörü Didem Yılmaz, başarılı. Konuklar Akşam gazetesinden Ahmet Kakınç ve İstanbul Üniversitesi’nden Ahmet Han. Hâlâ hastayım ama memlekette Ermeni az olduğu, gün de pek debdebeli olduğundan kıramadım gittim programa. Biz tatlı tatlı iki lafın belini kırarken AKP grup başkanvekili Mustafa Elitaş’la telefon bağlantısı kuruldu. Cumhurbaşkanı’nın ziyaretini nasıl değerlendirdiği sorulduğunda verdiği cevaplar, Başbakan Erdoğan’ın Aydın Doğan’la giriştiği kavganın üslubunu belirleyen o bildik kavgacı, içe kapanmacı ve reaksiyonist zihniyeti ifade ediyordu. Sayın Elitaş bu ziyareti Sarkisyan’ın Gül’e, yani Ermenistan’ın Türkiye’ye kurduğu art niyetli bir tuzak olduğunu düşünüyor, Gül’ün bu ziyarete –ya da reste- cevap vermekle oyunu bozduğunu söylüyordu. Konu gündeme geldiğinden beri AKP’lilerin “Bu AKP’nin değil, Sayın Cumhurbaşkanı’nın tasarrufudur” yaklaşımı, partinin böyle siyasi bir açılıma pek de hazırlıklı olmadığının, Ermeni politikasında AKP’nin hâlâ bütünlüksüz, bilgisiz ve kafaların da karışık olduğunun bir göstergesiydi. Cumhurbaşkanı Gül gibi, Elitaş’ın da soykırım kelimesini önüne “sözde” olmadan telaffuz edememesi ve diğer kanaatleri, iç kamuoyuna karşı ziyarete mazeret oluşturma endişesinden kaynaklanıyordu.

Tabii ki bir siyasi parti kamuoyunun eğilimlerini politika oluştururken gözetmek durumunda. Ancak AKP, Gül’ün Erivan ziyaretine mesafeli kalmakla kamuoyundan ziyade muteber devlet geleneğini önemsemiş gözüküyor. Çünkü bırakın AKP’yi, ziyarete şiddetle karşı çıkan MHP ve CHP’nin tabanı bile bu ziyarete yüzde altmış gibi oranlarla destek verdiler. Ziyaretin hemen sonrasında yapılan araştırma da aynı oranları destekliyor. AKP tabanında bu oranlar yüzde yetmişlere dayanmış vaziyette.

Hülasa, AKP bu ziyareti çok daha cesurca sahiplenmeli, Kıbrıs’taki kararlı pozisyonunu bu noktada da kurmalıydı. Umarız bundan sonra daha kararlı ve net olurlar. Çünkü bu açılım Türkiye’de yaşayan bir avuç Ermeni veya şu dillere pelesenk olan “iki milyonluk fakruzaruret içindeki Ermenistan”ı memnun edecek bir bağışı ifade etmiyor gerçekte. Ermeni meselesi ve şüphesiz 1915, Cumhuriyet döneminde yaşanan ve hâlâ mustarip olduğumuz zihniyet zehirlenmesinin karakutusunu ihtiva ediyor. O karakutu vicdanların derinliğinde bulunup bir açılabilirse, göreceksiniz bu ülkeyi kimse tutamayacak.

 

Diğer Markar Esayan Makaleleri:
  1. Türkiye’nin bütün siyahları birleşin - 09.09.2010
  2. Kılıçdaroğlu yolcu, Sezen, Pamuk, Gencebay hancı... - 06.09.2010
  3. Bu saklambaçta ebe nerede - 02.09.2010
  4. Taciz vesikasından, halkın anayasasına - 30.08.2010
  5. Kılıçdaroğlu’nun Kürt açılımı: Devlet Öcalan ile görüşür - 26.08.2010
  6. Çük üzerine cuk oturan siyaset, volume II - 23.08.2010
  7. Bize değil, BİZE dair bir şey - 19.08.2010
  8. Hükümet sağlam durmalı APO İmralı’dan çıkarılmalı - 16.08.2010
  9. Kasapyanların Çankaya Köşkü ve Ahmet Rıza Bey - 12.08.2010
  10. Adalarda koli basili ve Vahe Berberyan’la bir haftasonu - 09.08.2010
  11. Suikast rejiminin pili bitti - 05.08.2010
  12. Kazanan Doğu ve demokrasi olacak - 02.08.2010
  13. Kürt sorunu on bin yıldır var - 29.07.2010
  14. Samimiyet eylemde belli olur - 26.07.2010
  15. Devlet bazen de gözyaşlarıyla değişir - 22.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Türkiye’nin bağımlı günleri geride kaldı
  Otuz yıllık bir utancın sonu
  Böyle okul olmaz olsun
  Vesayette çatlak oluşacak
  Genç bir gazetecinin olağanüstü macerası
  Clooney hem usta hem kiralık katil
  445 sterline Jimmy Page
  Önce Larry King sonra da Obama’yla konuşmak istiyor
  3D Jovovich’e ne dersiniz
  Macar sineması İstanbul’da
  Bayramda ne yapalım
  Aşk imkânsızlıklarla spor anlarla hatırlanır
  Devler adım adım finale
  Yarı finalin diğer adı ABD-Litvanya
  Aslan'da prova iyi

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 10.09.2010
Evet
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 10.09.2010
Sivil darbe!
YA DA
Yasemin Çongar - 10.09.2010
‘Mâşeri vicdan müthiştir’
MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan - 10.09.2010
Son kerte soruları
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 10.09.2010
Raziye Demir’e saygı yazısı
EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem - 10.09.2010
Bir politik muhalefet olarak İslam
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 10.09.2010
Biz, Halk: İlk adım?
SAATLER
Leyla İpekçi - 10.09.2010
Yeniden hayat...
JİYAN
Suzan Samancı - 10.09.2010
Daha daha nasılsınız?
SOLAÇIK
Melih Altınok - 10.09.2010
Bu kez başarabiliriz, evet!
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 10.09.2010
Zaman ayarlı baskın
PANDORA'NIN KUTUSU
Nilüfer Kuyaş - 10.09.2010
Saçmalık
EKOL
Fikri Türkel - 10.09.2010
Ağzımızın tadı bozulmasın...
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 10.09.2010
Sevinelim mi, endişelenelim mi, anlayamadık
TERS KANAT
Dağhan Irak - 10.09.2010
Bir küçük hava boşluğundan umut sığar mı içeriye?
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: 1915 kazasının karakutusu - Markar Esayan
11.09.2010 02:58:44