Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan ziyareti, bir maç vesilesiyle ve ışık hızında gerçekleşmiş olmasına rağmen iki ülkenin donmuş ilişkilerinde bir milat, Türkiye’nin kendi siyaset geleneğinde de önemli bir kilometre taşı oldu. Ziyaretin hem Türkiye hem Ermenistan hem de dünyada yarattığı heyecan, şüphesiz tam da bu ilişkisizliğin tahammül ve istiap hadlerini fersah fersah aşmış olmasının bir sonucuydu. Yüzyılın başında yaşanan büyük trajedinin neticesinde, sanki o uğursuz karede donmuş, Hrant’ın deyimiyle 1915 metrelik kör bir kuyunun içine düşmüş “halkların kardeşliği”nin yeniden gün ışığını görme çabası olarak da algılandı geniş kesimlerce. Yaşı yetmeyen, etnik kimliğiyle veya herhangi bir noktadan (son nefesini verirken Ermeni olduğunu “itiraf” eden bir anneanne ile mesela) konuyla ilişkilenmeyen kişilerin bu ziyaretin kıymetiharbiyesini anlamaları pek kolay değil. Sevgili Delal Dink, Erivan’a giden yegâne milletvekili Ufuk Uras’a “Babam bu günleri görseydi sevinçten çıldırırdı” demiş ya, işte öyle bir duygu potansiyeline sahiptir, iki halkın ayrı düşmüşlüğünden ızdırap duyanların hisleri. Ermeni kelimesinin küfür olduğu yılları, 1915 veya başka bir kırılma anının konuşulmasının kendi aramızda bile nasıl yasak, nasıl yakıcı, ama konuşamamanın çok daha hasta edici olduğu günleri iyi hatırlarım. Çok uzun süre geçmedi o günlerin üzerinden. ASALA’nın Türkiyeli bir diplomatı katlettiği bir günün hemen ertesinde, bugün basın özgürlüğünden dem vuran Hürriyet ve benzeri gazetelerin nasıl tahrik edici, nasıl hakaretamiz manşetler attığını, o günlerin sabahlarında yan komşumuzla göz göze geldiğimizde başımızı eğip nasıl mahcupça kendi yolumuza gittiğimizi iyi hatırlarım. 1982 yılında yine bir ASALA suikastı neticesinde, cinayetleri protesto etmek için kendini Taksim meydanında yakan Artin Penik isimli Ermeni vatandaşın ölüm döşeğinde pespayece kullanılışını, ama en kötüsü de, Ermeni cemaati olarak rövanş isteyen ilahların sunağına sunulan bu kurban neticesinde üzerimizdeki o lanet olası baskının nasıl birden hafiflediğini de hatırlarım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.