Yılan hikâyesine dönmüş sorunlarda tarafların bir zihniyet sıkışması yaşadığı, bunun, zamanın, pozisyonların, argümanların donduğu bir alana tarafları hapsettiği aşikâr. Evet, bir kan davasına dönen Türk-Ermeni ihtilafından bahsediyorum. Bu sorun ben doğmadan evvel vardı, hâlâ da var.
Rahmetli babam “Ben ölmeden bu sorunun çözüleceğini görecek miyim” diye hayıflanırdı. O da, çoğu Ermeni gibi, atalarına karşı hissettiği sorumluluk ve Türkiye’nin vatanı olması gerçeği arasında kalmaktan yorulmuştu çünkü...
Onun vefat etmesinin üzerinden 15 sene geçti. Ben de babamın sorduğu soruyu sık sık soruyorum kendime; lakin ondan farklı olarak, benim neslimin göreceği şekilde bu sorunun çözüleceğine dair inancım da, güvenim de tam.
Bugün büyük bir olasılıkla Amerika’da Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Alt Komitesi’nde Ermeni soykırımı ile ilgili tasarı, 2007’de olduğu gibi yine geçecek. Ortalık karışacak. Sert açıklamalar gelecek. Ermeni açılımı biraz daha tavsayacak. Ama siz hiç enseyi karartmayın, Hrant Dink’in yarattığı zihni kırılmadan açığa çıkan enerji sayesinde normalleşmenin artık önlenemez olduğunu düşünüyorum.
Sivillerin eline geçen inisiyatif, siyaset ve realpolitiğin dar alanını da esnetecektir. Hrant Dink, çok değerli ve zihin açıcı bir tesbitle soykırım konusunda devletin resmî görüşü ve sivil Türkler konusunda bir ayırıma gidiyor, halkın tepkisinin inkârcılık olarak değerlendirilmesine karşı çıkıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.