Yoğun iş temposuna iki gün ara verip, hayata karıştım geçen cuma ve cumartesi. Uzun süredir görmediğim bir dostum yurtdışından gelmişti. Kınalıada’da sözleştik. Bu yaz ilk defa adaya kayınvalidemin yanına çıktım ve cumartesi itibarıyla da ilk defa denize girdim. Sahilde otururken yanımıza gelen belediye görevlisi, “Bu girdiğiniz deniz var ya” dedi. “İşte o deniz koli basili kaynıyor.” Ben “Öyle mi? Peki nasıl bir önlem planlanıyor” diyemeden görevli bir kağıt helvacısının peşinden seğirtti gitti. Dün gazeteye geldiğimde ise olayın bir başka boyutunu Etyen Mahçupyan’ın köşesinde yazmış olduğunu gördüm. Koli basilinin adalar kıyılarına muhteşem geri dönüşünün AKP’nin bir oyunu olduğu dedikoduları almış başını yürümüş. Nedeni basit: Yaklaşan Ramazan ayında halkı denize girerek oruç yemekten ve günaha girmekten korumayı planlayan “şeriatçı AKP”, aslında aslı astarı olmayan “Koli basili patladı” şayiasını yaymaktaymış.
Öncellikle şunu söyleyeyim: İstanbul’dan vapurlar dolusu Adalar’a yığılan “halk” kaçınılmaz olarak netameli bir “Karşılaşma”nın öznesi oluyor. Bu karşılaşmaların temasını aslında çoğunlukla “ideoloji” değil, pratik sorunlar oluşturuyor. Bunca kişinin, altyapısı ve hizmet kabiliyeti yetersiz dar bir sahil şeridine yığılması, burada mukim yerli halk ile misafirler arasında haliyle bir sorun oluşturuyor. Ancak girişteki konuya geri dönersek, ada halkının en büyük beklentisi Ramazan ayı ile birlikte bu aşırı talebin daha kabul edilebilir bir noktaya gerilemesi ve en azından bir ay boyunca daha sakin bir yaz tatili imkânının doğması.
Yani AKP böyle bir kurnazlık yapıyorsa da, bundan en çok ada halkının memnun olması gerekir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.