Kürt açılımı Habur gelişlerinde büyük bir darbe almıştı. Bu konuda dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay hedefe kondu. Süreci iyi idare edemediği söylendi. Oysa Beşir Atalay yanlış zamanda bu iş için en doğru isim olarak göreve getirilmişti. “Yanlış zaman” derken, Habur dönüşlerini bir tahrik unsuru, diğer yanda da bunu propaganda fırsatı olarak gören algıyı ima ediyorum. Çünkü aslında şerhli bir genelleme yaparak denebilir ki, Kürt açılımı ve barışa hazırlıksız yakalanmıştık. Barış hem verdiği acının artık taşınamazlığı, hem Türkiye’nin önünü tıkayan en büyük sorun olması hasebiyle isteniyordu ama, psikolojik ve ahlaki olarak ona henüz hazır değildik. Yani barışı, pragmatik bir akıl ve henüz sağlam temellere oturmamış çiğ bir duyguyla arzu etmek, süreçte tökezlemenin de garantisi oldu.
Hükümet, sızan MİT-PKK görüşmelerinde olduğu üzere ciddi bir risk almıştı. Muhalefetin “vatan hainliği” suçlamaları altında bu riski Başbakan Erdoğan üstlendi ve hem referandumda, hem de 12 Haziran seçimlerinde halktan tam destek aldı. Bir ezber daha bozuldu. Ama tepede gizli yürüyen müzakere süreci ile görünür alandaki siyaset uyumlu ilerlemedi. Savaşın ahlaksızlığından, barışın ahlakına geçmek için henüz erkendi sanki.
PKK, tepede devletle bir yandan son detayları müzakere ederken, bir yandan da yerelde KCK üzerinden devrimci halk savaşına hazırlanıyordu. Açılım sürecinde BDP’nin PKK’yi absorbe etmesi gerekirken, PKK yerelde ve BDP üzerinde ciddi bir baskı kurdu. Osman Baydemir gibi sağduyulu, şiddete karşı çıkan ve inisiyatif kullanan isimler örgüt tarafından tasfiye edildi. (Bu arada devlet de Baydemir gibileri cezalandırarak, KCK soruşturmasını eline yüzüne bulaştırarak ona yardımcı oldu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.