DTP’nin Meclis’teki grup toplantısında Kürtçe konuşma yapması, bir ahlaksızlık abidesi olan “medya”mızın üzerindeki eprimiş örtüyü bir kez daha aşağı çekti. 1991’deki Kürtçe yemin törenine benzer bir linç ayini beklentisinde ve ümidinde olan medya Meclis önünde pusu kurdu ama, nafile, pek ekmek çıkmadı. Televizyonların gün boyu yaptıkları kriz yayınına rağmen, dünkü gazetelerin ilk sayfalarına baktığınızda, sözde “Kürtçe Krizi”ne pek teveccüh edilmediği görülüyordu. Mesela
Hürriyet haberi ilk sayfada hiç görmemiş, iç sayfalarında da DTP’den ziyade Erdoğan’a yüklenen bir başlık atmıştı. Hükümet yanlısı gazeteler ise neredeyse aynı yerden emir almışçasına benzer, mahcup, ama DTP’yi yeren haberi küçük alanlarda savuşturdular.
Tabii bunda siyaset zemininin 1991’li yıllara göre oldukça güçlenmiş olması ve siyaseti manipüle edecek –28 Şubat benzeri- oluşumların gücünü önemli ölçüde yitirmelerinin payı büyük. Bahçeli başta olmak üzere, muhalefet partilerinden gelen eleştirilerin de, AKP’nin Kürt açılımına –ve özellikle TRT Şeş üzerinden- vurmakla –bu kalibrede partilere de münasip düşecek şekilde- seçim öncesi yapılması zorunlu hareketler olarak garipsememek gerekir. CHP’li Özyürek’in –bence bu konuda sorgulanması gerekli asıl konu olan-
Meclis TV’nin, Türk konuşurken yayını kesmesini sansürcülük olarak değerlendirmesi, Onur Öymen’in anadilde konuşmayı insan hakları meselesi olarak gördüklerini söylemesi bence azımsanmayacak olgunluk örnekleridir.
Gördüğünüz gibi CHP’ye özel bir antipatimiz yok.
Şimdi gelelim Türk’ün “Geçmişin hatalarını tekrarlamayacağız, dersimizi aldık” sözüne atıfla kendisine yapılan “sözünde durmadı” eleştirilerine... Öncellikle, 1991’deki Kürtçe yemin töreninde bir hata ve suçlu aranacaksa, o da aşağılıkça engellemeler sonrası Meclis’e zar zor girebilen milyonlarca Kürt’ün temsilcisi bir partinin deneyimsiz ve heyecanlı milletvekilleri değil, herhalde onları linç eden, yok yere yıllarca hapiste süründüren bu ülkenin totaliter zihniyeti olmalı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.