1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:32
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Markar Esayan ARADA 28.08.2008
Markar Esayan
Bu köşelerin tek kıymetiharbiyesi
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Markar Esayan - Bu köşelerin tek kıymetiharbiyesi Markar Esayan - Bu köşelerin tek kıymetiharbiyesi Markar Esayan - Bu köşelerin tek kıymetiharbiyesi Markar Esayan - Bu köşelerin tek kıymetiharbiyesi Markar Esayan - Bu köşelerin tek kıymetiharbiyesi Markar Esayan - Bu köşelerin tek kıymetiharbiyesi Markar Esayan - Bu köşelerin tek kıymetiharbiyesi Markar Esayan - Bu köşelerin tek kıymetiharbiyesi
Markar Esayan köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Eşimle birlikte üye olduğumuz Surp Vartanants Ermeni Korosu 2002 yılında Sezen Aksu’nun projesi olan “Türkiye Şarkıları” konserlerine katılmış, bu proje kapsamında 30 ağustosta Efes Antik Tiyatrosu’nda, 1 eylülde Aspendos’ta, 28 ekimde ise Brüksel’de konserler vermiştik. Türkiye Şarkıları’nda Ermeniler’den başka, Kürtler, Rumlar ve Yahudiler de yer alıyor, Sezen de hem kendi repertuarını seslendiriyor, hem de eşlikçi grupların şarkılarına orijinal dillerinde iştirak ediyordu. Sezen’in amacı, o eşsiz sanatçı duyarlılığıyla, sıkı sıkıya kapanmış diyalog yollarını müziğin evrensel diliyle zorlamak ve “Aslında ne kadar çok, ne kadar benzer ve ne kadar zengin” olduğumuzu yeniden hatırlatabilmekti. “Tehlike” hemen fark edilmiş olmalıydı ki, 30 ağustosta yapılacak Efes konserinden önce zamanın Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon –Ergenekon duyarlılığıyla olsa gerek- “Böyle bir konser için bugünü mü buldular? 31’inde, 1’inde yapsınlar” diyerek konsere ambargo koymaya çalışmıştı. Lakin Sezen “Bu birliktelik de, bu konser de ‘özel’ değil. Bu bizim kendi gerçeğimiz, bu toprakların kendi gerçeği, doğal birlikteliğidir” diyerek bir santim bile kımıldamamıştı yerinden.

Şimdi anlatacağım detayı seneler evvel Agos’ta kısmen yazmıştım; lakin Taraf okuyucuları da öğrensin isterim. Yanılmıyorsam Aspendos’taki konserdeydi. Son hazırlıkları yapıyorduk. Kuliste hummalı bir telaş vardı. Ermeni korosu olarak otantik olsun diye tasarlanmış –ayinlerde kullanılanları andıran- çakma kilise entarileri giymiş, ortalıkta koşuşturuyorduk. Derken konserde yer alan Kürt gurubundan biri eşimle benim yanıma geldi ve “Tarihte halkım size çok acı çektirdi. Komşularımıza sahip çıkamadığımız gibi, onların kanına da girdik. Atalarımızın sizin atalarınıza yaptığı tüm fenalıklar için özür dilemek istiyorum. Belki faydası yok ama, ben kendi adıma çok üzgünüm. Bunu bilin ve özrümü lütfen kabul edin” dedi.

Hiç beklemediğimiz bir anda yaşadığımız bu “Karşılaşma” bizi derinden sarsmıştı. O an özür dilemek kadar, dilenen bir özrü kabul etmenin de ne kadar zor olduğunu fark ettim. Özür dilemek için belirli bir olgunluğa erişmenin şart olduğu kadar, bir özrü kabul etmenin de aynı olgunluğu gerektirdiğini o zaman anladım. Bir Ermeni olarak benden 1915 kıyımları konusunda dilenen başka özürler de olmuştu daha evvel. O an yine fark ettim ki, hepsini de yüzeysel bir tavır ve içimdeki öfkeyi kamufle etmesi için harekete geçirdiğim bir donuklukla savuşturmuştum. Hiç de hazır değildim benden özür dilenmesine; hatta bunu içten içe neredeyse arzulamıyordum bile. Üstelik bir milletin kaderiyle böyle oynanmış olduğu, aynı zihniyetin hiçbir pişmanlık göstermeden süreklilik arz ettiği bu ülkede Ergenekonlarla boğuşurken, birkaç duyarlı ve onurlu insanın özrünün hükmü neye geçerdi ki! Neyi değiştirirdi? En nihayetinde onlar da benim gibi olsa olsa“azınlık”tı.

Bu özürlerin asıl yüzleşmeyi sulandıran, vakanın ciddiyetini azaltan bir tuzak içerdiğinden bile kuşkulanmıştım.

Ammavelakin o konuşma benim için milat oldu. O günden sonra dışımdan çok kendi içime bakmaya başladım. Mağduriyetin insanı kör eden şeytani bir gücü vardır. Bunun benim üzerimde de işlediğini fark ettim. Bir de şunu fark ettim: Bu ülkede yaşıyor olmama rağmen, aslında bu ülkeye ait hissetmiyordum kendimi. Bunun benim dışımda gelişen, beni öteleyen, ötekileştiren ırkçı politikalarla ilgisi olduğu kadar, farkında olmadan geliştirdiğim bir protesto biçimi olduğunu gördüm. Beni kabul etmeyen, beni yabancı sayan, acılarımla alay edenleri ben de yok sayıyordum. Ama kimdi onlar? Ben kiminle, kimlerle kavga ediyordum? Kime küsmüştüm? Bunların hepsi muğlaktı ve bu muğlaklık bir kara delik gibi her şeyi yutmaya hazırdı. Anladım ki, ait olmaya şiddetle ihtiyaç hissettiğim “memleket”imi de yutmuş, beni yersiz yurtsuz, köksüz bırakmıştı.

Bunları fark ettim.

Son günlerde köşelerde hayâsızca kullanılmaya başlayan Hrant işte bu yüzden çok özel bir kişiydi. Benim şu yakın zamanda keşfettiğimi, Anadolu duyarlılığı ve pürüzsüz vicdanıyla çok önceden görmüş ve biz hepimize “Hasta” olduğumuzu söylemişti. Bizler, özür dilemesini de, bir özrü kabul etmesini de bilmeyenler hasta olmayıp ta başka ne olabilirdik ki! Yaşamın sürekliliğini sağlayan tüm insani duyguları, kendi mağduriyet öfkemizin içinde boğup, aslında hiç inanmadığımız barış ve kardeşlik nutuklarını atar ve dinlerken kendi ikbal veya hırslarımızdan başka ne düşünebilirdik?

Hrant, o Kürt dostum bizimle konuşmadan ve içimdeki kendi yüzleşmemin fitilini yakmadan katledilseydi, büyük bir olasılıkla bugün bu yazıyı yazıyor ve bu memlekette yaşıyor olmayacaktım. Şu bilgiyi de hep bastırmak zorunda olacaktım: Ben hükümlerimi çoktan vermiştim; dünyaya o hükmü hüküm kılan bir deliller silsilesi olarak bakmaktaydım. Öyle bir gözlük takmıştım ki, olan her şey benim haklılığımı vaaz etmekteydi.

Birbirimizin foyasını çıkarmaya, en demokrat, en haklı ve en ahlaklı olanın sadece biz olduğumuzu ispat etmeye bunca istekli olmadan, kendi içimizdeki katiller, sapkınlar, kindarlar, diktatörler, tamahkârlarla yüzleşsek dünya belki biraz değişecek. Süregelen bunca tartışmanın ve bu köşeleri dolduran onca tafsilatın da tek kıymetiharbiyesi, nefret ve önyargıları bir nebze olsun azaltmaya varsa katkısı; yoksa gerisi laf kalabalığı...

Bizi gerçek bir demokrat ya da birinci sınıf bir şarlatan yapan işte bu kadar ince bir çizgi.

 

Diğer Markar Esayan Makaleleri:
  1. Bu saklambaçta ebe nerede - 02.09.2010
  2. Taciz vesikasından, halkın anayasasına - 30.08.2010
  3. Kılıçdaroğlu’nun Kürt açılımı: Devlet Öcalan ile görüşür - 26.08.2010
  4. Çük üzerine cuk oturan siyaset, volume II - 23.08.2010
  5. Bize değil, BİZE dair bir şey - 19.08.2010
  6. Hükümet sağlam durmalı APO İmralı’dan çıkarılmalı - 16.08.2010
  7. Kasapyanların Çankaya Köşkü ve Ahmet Rıza Bey - 12.08.2010
  8. Adalarda koli basili ve Vahe Berberyan’la bir haftasonu - 09.08.2010
  9. Suikast rejiminin pili bitti - 05.08.2010
  10. Kazanan Doğu ve demokrasi olacak - 02.08.2010
  11. Kürt sorunu on bin yıldır var - 29.07.2010
  12. Samimiyet eylemde belli olur - 26.07.2010
  13. Devlet bazen de gözyaşlarıyla değişir - 22.07.2010
  14. Alın işte size gazetecilik - 19.07.2010
  15. Leibniz’in Kürt sorununa bakışı - 15.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Bu köşelerin tek kıymetiharbiyesi - Markar Esayan
03.09.2010 06:32:27