Pazartesi akşamı ajansa düşen haberi okuduğumda kalbime keskin bir ağrı girdi. Konya’nın Kulu ilçesine bağlı Tavşançalı Beldesi’nde dört kardeş, bir soğutucunun içinde ölü bulunmuştu. Saime (4), Aynur (7), Ebru (9) ve Ozan Üçer (11), saat 11:00 sularında oynamak için evden çıkmışlar, ancak uzunca bir süre geri dönmeyince anneleri Nazmiye Aktaş, iki kilometre uzaklıktaki Kırklar Yaylası’nda çobanlık yapan kayınbiraderi Mustafa Üçer’i aramış, çocuklarının amcalarının yanında olmadığını öğrenince durumu eşi Mehmet Üçer’e bildirmişti.
Aramaya katılan baba Mehmet Üçer’in patronu Ömer Dağhan evin 300 metre uzağında, sadece kış aylarında köy odası olarak kullanılan ve çocukların sürekli evin içinde ve balkonunda oynadığı iki odalı ahşap eve baktı. Odada eni ve yüksekliği yaklaşık 1,5 metre olan kullanılmayan, bir kapağı çivilenerek sabitlenmiş iki kapılı sanayi tipi buzdolabının içinde dört kardeşin cesedini buldu. Ardından Mehmet Üçer’i aradı. Olay yerine gelen Üçer, çocuklarının balık istifi gibi üst üste haldeki cesetlerini tek tek buzdolabından çıkarttı.
O an, bir baba, bir ana ne hisseder?
Yaşam her günkü rutininde ilerlerken, bir anda dört yavrusunu birden kaybeden bir ana-babanın trajedisine empati yapmak mümkün mü?
Baba Mehmet Üçer o ânı şöyle anlatıyor: “Saatlerce aradık, çocukları dolabın içinde patronum buldu. Öyle birbirlerine yapışmış şekilde görünce ne yapacağımı şaşırdım. Onların cesetlerini dolaptan kendi elimle çıkarttım. Eşyalarını, oyuncaklarını gördükçe üzüntüm büyüyor. Dünya başımıza yıkıldı...”
Adli Tıp, çocukların bedenlerinde darp izi bulunmadığı, ölümün havasızlıktan kaynaklandığını belirten bir rapor verdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.