İbretlik bir durumla karşı karşıyayız. 1990’lı yıllarda derin devletin işlediği faili meçhullerle ilgili açık itiraflarda bulunan, kendisi de bu kanlı ekibin bir üyesi olan Ayhan Çarkın gelecekte bu yalnızlığıyla bir demokrasi kahramanı olarak anılabilir. Bu da siyasetin, yargının ve bu ülkenin tüm sözde demokrasi yanlılarının ayıbı olarak tarihe geçer. Çünkü Ayhan Çarkın ve itirafları açık bir şekilde görmezden geliniyor, bununla da kalmıyor, itirafların altı “medya” tarafından oyulmaya, itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Çarkın tek başına mücadele veriyor görüntüsü var.
İstanbul’daki kazı nasıl yapıldı, bir günde 20 yıl evvelki mezar ve infaz yerleri o jet hızıyla nasıl tesbit “edilemedi” de menfi bir sonuç alındı, onu da anlayabilmiş değilim. Mahkeme yedi gün araştırma izni vermişken, o acele neden yaşandı, komşular alışverişte görsün senaryosu mu uygulandı, başka türlü bir hesaplar mı dönüyor, bunu şimdilik bilmek pek mümkün değil.
İleride nasıl olsa okuruz başka itiraflardan...
Ama Ayhan Çarkın susmuyor. Bu açıklamaları ne niyetle yaptığını bilebilir miyiz? Bilsek de bu o kadar önemli mi? İster paçasını kurtarma arzusundan, ister o ekip içindeki çekişmeden, isterse gerçekten Çarkın’ın Cumartesi Anneleri’nin yüzüne bakmak istemesinden kaynaklansın, önemi var mı? Adam her şeyi tüm açıklığıyla anlatıyor. Farzımuhal, o cesetler önceden tek tek yerlerinden toplanmış, temizlik yapılmış olsun. Bu, soruşturmanın üzerinin örtülmesinin nedeni olabilir mi?
Çarkın, “Asıl sürprizimi mahkemede yapacağım” demişti. Çarkın’ı M. Ali Ağca veya Alparslan Arslan’a benzetmek isteyenler açık bir psikolojik savaş yürütüyorlar. Kazılardan sözüm ona sonuç çıkmamasını Çarkın’ın dengesiz olmasına bağladılar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.