Ermeni tabusunun şu evrede AKP’nin –ve tabii ki Türkiye’nin de- demokrasi ve değişim limiti olabileceğini son yazımda söylemiştim. Hem neden olmasın ki! Ülkenin bu en çetin tabusunun dayanılmaz rehavetine AKP niye kapılmasın? Kürt meselesi gibi ülkenin “iç”ini acıtan bir konu değil henüz bu; Ermenistan sınırını açtığınızda alacağınız ödül, içerideki bir avuç demokrat aydın ve halkın henüz mütevazı bir kesiminin takdiri. Üstelik AKP’nin değişim vizyonunu üreten kaymak tabakasını kenara ayırdığınızda, geriye Erdoğan’ın konuşmalarını yasakladığı bir taşra burjuvazisi kalıyor ki, onlar da evlere şenlik.
Ama bir de Başbakan’ın şahsının konuşmaları var; işte onu engelleyecek “vicdan” dışında hiçbir mercii yok.
İngiltere gezisinde BBC’ye verdiği mülakatta sarf ettiği sözlerden bahsediyorum şüphesiz. Ne demiş Erdoğan “Bakın benim ülkemde 170 bin Ermeni var; bunların 70 bini benim vatandaşımdır. Ama 100 binini biz ülkemizde şu an idare ediyoruz. E ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu 100 binine hadi siz de memleketinize diyeceğim, bunu yapacağım...” demiş.
Türkiye’de yaşayan bir “öteki” için şaşacak bir durum değil bu. Erdoğan aynı tehdidi geçen ocak ayında TRT 1’de yayınlanan ‘Enine Boyuna’ programında da savurmuştu. Doğrudur, Erdoğan’ın çok takdir gören “Ülke geçmişinde bazı faşizan uygulamalar oldu” dediği o “uygulamalardan” en yaygını, Türkiye’de yaşayan gayrıtürklere rehine muamelesi yapmak, mallarına el koymak ve onları sınır dışı etmekti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.