Hatırlandığı üzere Ermenistan Anayasa Mahkemesi 12 ocakta, Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanan iki protokolü görüşmüş ve protokollerin Anayasa’ya uygunluğunu onaylamıştı.
Bu gelişme, iki ülke arasında ilişki kurulması ve sınırların açılmasını Karabağ ihtilafının çözülmesine endekslemiş olan Türkiye’nin sürecin kimyasını kendi kontrolünde tutma politikasını zedeleyen bir adım oldu. Ermenistan dışındaki makbul komşularla problemleri sıfır noktasına olmasa bile, epey aşağı çeken, vizeleri kaldıran Türkiye’nin dış politikada en sıkıştığı alan, Ermenistan cenahı oluyordu çünkü.
Nitekim delikanlı siyaset konsepti içinde gittiği her yerde “Karabağ çözülmeden sınırlar açılmaz. Söz ağızdan çıkar” diyen Erdoğan’a ne ABD, ne AB, ne de son ziyaretinde Ermenistan’a baskı yapılması yönünde söz almayı umduğu Rusya’dan destek geldi. Gelmemekle de kalmadı, hem Obama hem de Putin tarafından şu basit gerçek tekrarlandı yüzüne: “Türkiye’nin Ermenistan ve Azerbaycan’la ilişkisi iki ayrı konudur. Zaten kendi özelinde zorlukları olan iki süreci birbirine katıştırmak, içinden çıkılamaz bir noktaya gelinmesine yol açar.”
Hatırlatalım: Dış politikada asgari kural açık sınırlar ve diplomatik ilişkilerin varlığıdır. Ayalon gibi bir çılgının yaptığı kabul edilemez bir davranışı en üst düzeyde protesto etmek için bile, oradan çekeceğiniz bir büyükelçinizin olması gerekir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.