Ermeni bu ülkede yokluğu ile vardır.
Hayaletleri ile vardır.
Siz görmezsiniz belki ama, Kızılırmak’ta, Yeşilırmak’ta, Karadeniz illerinin sahilden elli yüz metre açıklarında, Harput’un, Eğin’in dere yataklarında, Anadolu’nun sarp yükseltilerinin yamaçlarında, mağaralarda, yol kenarlarında, uçurumlarında, tarlalarında o hayaletler sürekli gezinir...
Ermenilerin hayaletleridir onlar... Usulüne uygun gömülmemişlerdir çünkü.
Ve bu, bu toprakların üzerine çökmüş 95 yıllık bir lanettir.
1915’te, Ermenilerin çoğunlukla yaşadığı beş büyük vilayet başta olmak üzere Anadolu’nun neredeyse tüm illeri açık bir mezbahaya dönmüştü. İttihat ve Terakki, Almanya’dan aldığı destek ile, birinci dünya savaşına girmelerinin önemli bir nedeni olan Ermeni sorununu “halletmek” üzere o uğursuz, planlı projeyi hayata geçirdi.
Savaşın verdiği zelil özgürlük ile hem kaybedilen topraklar geri alınacak, hem de başa bela olan Ermeniler ortadan kaldırılacaktı.
İlki bir hayal olsa da, ikincisi gerçekleşti. Burada kalan veya dünyaya saçılan Ermenilerin bir adı vardır, onlara “Kılıç artığı” derler. Çünkü katliamlardan arta kalanlardır onlar. Bugün hâlâ kardeş çocukları, kuzenler, yeğenler, 1915’in üzerinden 95 sene geçmiş olmasına rağmen birbirini ararlar. AGOS’ta, hani “Ermeniyi öldürdüm” diyen son halka tetikçi tarafında 2007 yılında aramızdan alınan Hrant Dink’in gazetesinde, benim bildiğim yedi yüzü aşkın ilan çıkmıştır, birbirini 95 yıldır bulmaya çalışan akrabaların verdiği.
Yazının devamını okumak için tıklayın.