Orhan Veli’nin “Beni bu güzel havalar mahvetti” dizesine nazire, yazmak üzere masanın başına oturduğum bazı zamanlar “Beni bu
Taraf mahvetti” diye iç geçiriyorum. Ben eskiden ne güzel çiçekten böcekten, insan olmanın türlü hallerinden yazar, hayatla ilgili küçücük bir şifre daha kırdığım zannıyla masa başından bahtiyar kalkardım. Bu
Taraf beni siyasetin dar alanına hapsetti, şikâyetçiyim. Hatta yazıişlerinde de her Allahın günü, bugün daha olağan, hayatın diğer yönlerine daha dikkatli bakan bir gazete yapalım diye niyetleniyor, akşam ilk baskı gittiğinde yine “mermi” gibi bir gazete yapmış olmanın hem hazzını hem de sıkıntısını yaşıyoruz. Malûm, gazetemiz yirmi sayfalık fiziksel sınır ile aslında harikalar yaratıyor; ama biz yine de bu rahatsızlığı yaşıyoruz.
Sadece o da değil ki birader; bu gazete, Genelkurmay Karargâhı’nda en uzun süre kalma rekorunu kırdığı için böbürlenen bir medyanın, halkı her gün enayi yerine koyduğu, Ceylanları, Balyozları vaka-i adiyeden sayan bir ülkede çıkıyor.
Taraf’ın bütün riskleri göğüsleyerek ortaya çıkardığı bu ciddi haberleri sorgulamak yerine, nasıl olup da bu bilgilerin sızdığına, nasıl olup da bir gazetenin bunları yayımlayabildiğine odaklanıyorlar. Bilmiyorlar, ya da bile bile görmüyorlar ki, belki kendileri de
Taraf sayesinde bugün ifade özgürlüğünün genişleyen sınırlarında rahat rahat cirit atıyorlar. Anlamıyorlar ki, tecrübeyle sabit olduğu üzere, belki kendileri de
Taraf’ın cesur yayınları sayesinde hayattalar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.