Gerçekten de “palavra” kaldırmayan bir konu Kürt meselesi. O yüzden, siyaset kadar, bu sorun etrafında dönen tartışmaları yazının ‘muhteviyatı’ ve yazarın ‘kaygısı’ olarak bir sınıflandırmaya tabi tutma gayretine dikkat etmek gerekiyor. Muhteviyat, zaten yazının ön yüzünde yer aldığı için tartışma bu alanda daha nesnel devam edebilir ve ben orada kalmanın aynı zamanda bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Ara yüzde sotalandığı varsayılan gizli niyete, tartışmayı götürenlerin kaygısı, demokratlıklarının nevi, pozisyonları ve ahlakına suçüstü yapmaya çalışmak ise, daha çok ambalajlanan bir öfkeyi ima ediyor. Mülayim makyajlı öfkeli yazarlara önemli bir sır vereyim; karşınızdakilerin fikirlerini değil, kaygı ve niyetlerini deşifre etmeye çabalamaya bir başladığınızda, kendinizle çok meşgul olmaya da başladığınız için aslında yine kendi kendinizi yapısöküme uğratıyorsunuz. Daha sonra da arka arkaya ortaya çıkan çelişkileri ve sırıtan samimiyetsizliği toparlamak endişesiyle, kumar masasında varını yoğunu kaybeden oyuncu gibi, her yeni elde daha da öteye savrulmak zorunda kalınıyor haliyle.
Oysa tanımlamak modernist, müdahaleci aydın tipinin sıkça içine düştüğü, varoluş alanını tahakküm etme biçimidir. “Tanımlamak”, anlamayı ve gerçekte olanı dışlar, özneyi, o günkü tahayyül ve fikri icada göre keyfiyetle kurar ve matriksteki öznenin içine sürekli girip çıkarak siyaset yapmanın zeminini spekülatif bir alana savurur. Doğrudur, bu tavrın yaşamı etkileme gücü çok düşüktür. Büyük bir ihtimalle bu yüzden de Kürtler bu tartışmalara bıyık altından, lakin acı bir biçimde gülüyorlardır.
Ama zannederim bu evreden sonra, açılımın en yumuşak karnı, AKP’nin müdahaleciliği kadar demokrat kesimde siyah Kürtlere gittikçe artan bu antipati olacak. Ama zaten, tüm bunların yaşanması gerekiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.