İtiraf etmeliyim, on yıla yakın bir süre, yayın yönetmenliğini yaptığı
Agos gazetesinde birlikte yazmış olmaktan onur duyduğum Hrant’ın gerçek katillerinin yakalanmayacağına dair şüphelerim hep daha ağır bastı. Dava sürecinde kontrol dışı sürpriz bir gelişme, vicdani bir kısa devre veya dava salonuna, tıpkı antik Yunan oyunlarında olduğu gibi, bir Deus ex machina’nın inip “Gerçek budur!” demesi dışında, bu davadan bir şeyler ummanın kadim tecrübemize münasip düşmediği ortadaydı.
Dink’in katillerinin bulunması, Türkiye’deki rejimi değiştirir çünkü. 19 Ocak’ın bir milat olması gerekliliği ile ilgili ısrarlı yazılarım bunun altını çiziyordu.
Hrant ve davasıyla ilgili sayısız yazımı, adaleti mahkemede bulma ümidinden ziyade, birer ibret vesikası olarak tarihe not düşmek adına yazdım.
Şüphesiz, yazıların sadece tarihe not düşmek saikıyla yazılması da mümkün değildir. Tabii ki, bu ülkenin insanına sesleniyordum. Başbakan’ın “Bize gaz vermeyin” dediği şey, aslında bir adalet çığlığı “Artık yeter” isyanına “karşıdan” uzanacak bir dost elini kavrayabilme umududur. Nitekim henüz 26 Ocak 2007’de Erdoğan’ın sarf ettiği
“Dink olayında, 32 saatte failler yakalandı, uzantılarını söylemiyorum. Ama daha sonra bunların bağlantıları ortaya çıkmaya başladı” sözlerini de bu bağlamda değerlendirmiştim.
Hrant’ın cenazesine gelen, 19 Ocaklarda Agos’un önünde toplanan binlerce kişinin bu ülkenin mayası olduğuna inanıyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.