İlk medeniyetler Mezopotamya havzasında ortaya çıkmışlardı ve bu olduğunda tarihler M.Ö. 7000 yıllarını gösteriyordu. Yani uygarlık anlamında tüm yapıp etmelerimizin tarihi toplamda on bin yılı bile bulmuyor. Bu süreyi dünyanın yaşına oranlarsanız, Pisa Kulesi’nin üzerine bir bozuk para koymuş kadar oluyorsunuz, o kadar.
Az zamanda çok işler başarmışız değil mi?
Mezopotamya uygarlıklarının bir adı da “hidrolik” toplumlar. Nedeni de Nil gibi çılgın, büyük akarsuların tahmin edilemez taşkınlarının bölgede tarımı büyük bir işgücüne ve koordinasyona muhtaç kılması. Bu koordinasyonu da firavunlar, krallar vesaire yapmış. Devlet yağmaya, isyana karşı düzenli ordu kurmuş, işgücü ve üretimi planlayıp uygulayan bürokrasi sınıfı acayip gelişmiş, bunun diyeti olarak bireysellik ve örgütlenme solda sıfır kalmış.
Hani “koyun gibi toplumuz”, “hep kahramanlar bekliyoruz” serzenişlerimizin kökeni hiç de boş ve temelsiz değil.
Böyle alışmışız, doğal şartlar.
Nil’i de biz taşırmadık ya!
O sırada Avrupa’da, mevsimselliği içinde yağan mütevazı ve dakik yağmurlar, küçük toprak parçalarını bir kralın organizasyonuna gerek duymayacak kadar lokal bir işgücüyle ekip biçebilmek gibi etkenler, aydınlanmanın tohumlarını ekmektedir, usul usul.
Eh, yerleşeceğin yeri iyi seçeceksin, öngörülü olacaksın, yatırım yaparken ileriyi düşüneceksin.
Neyse, sözü bu kadar geriden açmamın nedeni başka. Çok sıkıldım ve çok öfkeliyim. Öngörülebilir derecede dangalak olmamızdan ve bu nedenle insanların boş yere ölmesinden ötürü çok daraldım. On bin yıldır devam eden şu gelenek, ben istiyorum ki bir an evvel değişsin.
Yazının devamını okumak için tıklayın.