“Herkes kaybettiğini yerine koymak istedikçe daha çok kaybediyor” dedi yaşlı ve bilge adam. “Birilerinin bundan vazgeçmesi gerekiyor.”
Ama kim?
Kim “intikam hakkını” elinin tersiyle itip “öldürme hakkından” vazgeçecek?
***
Öyle görünüyor ki daha uzun bir süre Türkler ve Kürtler birbirlerini öldürmeye devam edecekler. Çünkü barışın iradesi terazide öldürme iradesini dengelemiş, onu sündürmüş değil. İki halkın adına konuşan ve eyleyen eli silahlı muktedirleri de vasatlık, şiddet ve bunların absürdlüklerinde birbirleriyle yarışıyorlar.
***
– Beni öldürecek misin?
– Evet.
– Ama para bende değil.
– Doğru, ama kocanla bir anlaşma yaptık. Seninkini değil kendi hayatını seçti.
– Ama bu gerekli değil. Beni öldürmenin hiçbir anlamı yok.
– Herkes bana neyin gerekli olup olmadığını söylüyor! Yazı tura atacağım, kazanırsan hayatta kalırsın, söyle.
– Hayır söylemeyeceğim. Buna ortak olmayacağım. Bu saçmalık!
– Nasıl olur! Nasıl söylemezsin?
***
“Nasıl anlatırız” diyor BDP’li vekil televizyonda. “Kırk-elli bin ölü var ortada. Tek taraflı silah bırak dersek, halkımıza biz bunu nasıl anlatırız? Halkımız ‘bunca yıl bu çocuklar neden öldü’ diye hesap sormaz mı?”
Ying ve Yang’ın tersten, ya da şerden okunuşu gibi, Türkler ve Kürtler, yani “böyle Türkler ve böyle Kürtler”, öylesine uyumla tamamlıyorlar ki birbirlerini. Ölmek isteyene öldürmek, öldürmek isteyene ölmek isteyenler bulabilirsiniz sonsuza değin.
Yazının devamını okumak için tıklayın.