Seyahatten döndüm. Her seyahatimde, gördüğüm yeni yerleri keşfetme cazibesini dahi aşıp, beni merkezine çekmeyi başaran “gurbet” konusunda yazmak istiyorum bugün...
“Parçalarını Arayan İnsan” serisine uygun diye düşünüyorum bu konu. İnsanı parçalayan en önemli tema olarak “gurbet”, fazlasıyla uygun hem de, neredeyse temanın merkez konusu.
Nereden kovulduk biz?
Nedir, bu hiçbir şeye inanmadığını iddia edenlerde dahi baskın olan bu dönme halleri? Nereden kovulduk biz? Cennetten mi? Rahimden mi? Yurttan mı? Aileden mi? Yazdan mı? Aşktan mı?
İnsan nereye kadar geriye gidebilir, kovulduğu “o yere” dönmek için? Gitmeli midir sonra? Gitmese olmaz mı? Gitmese, farklı ne olur mesela? Özgürlük, geriye değil de ileriye gitmek değil miydi? Kovulmak... Kovuluyoruz muyuz? Geri dönmek bir hak veya bir zorunluluk mu? Böyle bir şey mümkün mü? Geri dönme çabaları, aslında neye tekabül eder, geri dönülen yer, kovulduğunuz yer midir? Bunu nasıl bilebilirsiniz? Bunların hepsi bir hülya, boş bir ümit midir, ya da aslında.. yaşamın kendisi midir?
Pablo Neruda’nın “Sonunda, kendimi bulduğum yerde mi yitirdiniz beni?” dediği, neyi ima eder?
Kendine geri dönen insan.
Yazının geri kalanına yeteri kadar soru birikti, sanırım...
Oysa bu sorulara cevap vermeyeceğim ben. İstesem de veremem zaten. Anlamsız, beyhude ve kibirli bir çaba olurdu bu. Bu soruların kıymeti, sabit bir cevabı olmamasında çünkü. Ya da, herkes için ayrı ayrı cevapları olmasında belki.. Tarkovsky’nin Stalker filminde insan aynı kalırken, doğanın ve çevrenin normalden hızlı bir şekilde değişiyor olması gibi, o cevaplar da, aslında, hep, değişmektedir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.