Çok güvendiğim bir teorim var: Açık veya postmodern darbelerle müdahale edilmedikçe, siyaset güçlenecek, bürokratik oligarşi tahtından inecek ve halkın tercihleri siyasi rekabetin belirleyicisi olacak.
Su mecrasını bulacak, ülke normalleşecek, korkular değil, günün ihtiyaçları ve sorunları öncelikli olacak.
2003 yılında hazırlanan ve 12 Eylül’ü örnek alan bir darbe planını Taraf ortaya çıkarmıştı. 10. Ağır Ceza Mahkemesi Balyoz adı verilen ve AKP’yi yıkmayı amaçlayan darbe planı ile ilgili iddianameyi kabul etti ve ardından 25’i general veya amiral 102 subay için tutuklama kararı çıkarttı. Adı geçen kişilerin suçlu olup olmadıkları yargılama sonucu ortaya çıkacak. Mahkemenin beş ay sonraya gün vermesi, bu arada bu insanların tutuklu kalarak mağdur olmaları da büyük bir haksızlık. “Darbeci olunca sesiniz çıkıyor” demeye de hakkımız yok, sui misal olmaz. Masumiyet karinesi gereği bu büyük haksızlık mutlaka düzeltilmeli.
Ancak, kişilerden ve yargının içler acısı durumundan bağımsız olarak, Türkiye’de ilk defa darbeler ve darbeciler yargılanıyor. Anayasa paketi yasalaşırsa, Genelkurmay ve Meclis başkanları da yargılanabilecek, yani hukuk, rütbe, prestij tanımayıp, herkesi kapsayacak...
Bakın o zaman aynı lakaytlıkla darbe yapmayı planlayabilip, teşebbüs edebilecekler mi bu en büyük suçu işlemeye?
Ya da kol kırılır yen içinde kalır deyip, suçluları kurumun kalkanları ardında korumaya?
Nitekim darbelerin önü alınınca, AKP’yi devirmeye ant içmiş kesimler ve Meclis’teki temsilcileri de çaresiz siyaset yapmaya başladılar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.