Daha evvel söylemiştim ve önemli bir tesbit olduğunu düşündüğüm için yinelemek istiyorum. Demokratikleşme sürecinin gereklerini sadece yargının omuzlarına yüklerseniz, yargı fıtık olur, tersi sonuçlar elde edebilirsiniz. Hele o yargı vesayet devletinin arazlarından arındırılmamış, zihniyet olarak devletçi refleksten kurtulamamış ve reformlarla rehabilite edilmemişse...
“Ergenekon davaları” olarak adlandırabileceğimiz birçok önemli dava ağır aksak, hatta siyasi destekten çoğu zaman yoksun bir halde devam ediyor. Yargı reformu savsaklandığı, bu TCK ve TMK’larla yola devam edildiği için de süreçte bir sürü sıkıntı, hak ihlali ve adalet kaybı yaşanıyor. Suçlamanın, delillerin ne olduğu bilinmeden, mesela KCK gibi devasa bir yapının kenarından köşesinden geçmiş pekçok kişi tutuklanıyor.
KCK-TM’nin paralel devlet kurma, “Demokratik Halk Savaşı”nı başlatma ve hatta şehirlerde eylem yapma amacı olan bir yapıyı da barındırdığı bir gerçek. Zaten KCK, PKK’nin tüm Kürt bölgesini tepeden aşağı tahakküm altına almak için kurduğu bir tür devlet sistemi. Tam da bu nedenle yapının içinde herkes ve her şey var. Aslında bunun, devletin antidemokratik refleksi öngörülerek özellikle de böyle geniş tutulduğunu düşünüyorum. Nitekim, KCK tutuklamalarının şirazeden çıkmasıyla PKK ve şiddet çizgisine mesafelenmiş pekçok Kürt, bu mesafeyi kaybediyor gözükmekte.
Şimdi böyle karmaşık bir durumda, yargının vazifesi suçluyu suçsuzdan sağlam delillerle ayırmak değil mi? Siz TMK’nın antidemokratik maddelerine dayanıp bu yapının yakınından geçen herkesi - yayıncı Ragıp Zarakolu ve akademisyen Büşra Ersanlı gibi- “örgüte üye olmak veya üye olmadığı halde örgüt lehine faaliyette bulunmaktan” tutukladığınızda, yargı işte fıtık oluyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.