Gerçekten tarihî günler yaşıyoruz. Sizin keyifler ne âlemde bilmiyorum ama ben oldukça heyecanlıyım. Pazar günü yapılacak referandumdan “evet” çıkma ihtimaline koşut değil bu heyecanım. Paketi çok önemseyen ve “evet” diyecek olan bir vatandaş olarak referandumdan “hayır” da çıksa, dönemsel sıkıntılar, duraklamalar da yaşansa, Türkiye’nin gittiği yönün müspet olduğuna adım kadar eminim. Mesela, şu “kutuplaşma” diye dillere pelesenk olan, tu kaka edilen toplumsal hareketliliğin, değişim, çoğulculuk ve demokrasiye duyulan özlemin olgunlaştığı bir rahim olduğunu biliyorum. İnsanlar ister “evet”, ister “hayır” deseler, hatta oynamıyorum deyip referandumu boykot etseler dahi, siyasete, yani “nasıl bir ülkede yaşamak istiyorum” sorusu ve cevabına müdahil haldeler.
Bu hareketlilik ve bu müdahil durum çok önemli, değerli. Mesela benim dâhil olduğum kuşak 1980 darbesinin apolitize ettiği bir nesli ima ediyor. Ülkesinden hiçbir ümidi olmayıp her an göç etme hesapları yapan, geçmiş politik deneyimlerle ilişkisi koparılmış, ayın karanlık yüzü gibi, vesayet organlarının Ankara’da sahnelediği oyunun sadece istenen yüzünü seyreden, arada 28 Şubat gibi korku filmleriyle iradesine tecavüz edilen, ama daha da önemlisi, kendini yalnız ve güçsüz hisseden insanlardan, ülkesinin nasıl olacağına, yaşamı ve türlü hallerini nasıl eyleyeceğine karar veren bilinçli bireylerin ülkesine dönüşüyoruz.
Referandum’da büyük bir ihtimalle “evet” 3-5 puan aralığında önde çıkacak. Yüzde 55’in 3-4 puan üstü benim için sürpriz sayılır. Çünkü “hayır” kampanyası AK Parti’ye, hadi daha açık söyleyelim, İslam’a duyulan alerji üzerine inşa edildi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.