Javier Marias şöyle yazar: “Anlamak her zaman bir armağandır, anlatılan hikâye zehir saçsa bile.”
Hep derinliğin, kaynağın peşinden gitmek mi bizi bu denli kuşkucu ve kötümser kılar?
Yoksa kestirmeden bir neden mi çalar kapımızı, yolumuzun doğru olduğunu fısıldar bize?
Yol yanlışsa zaten isteğiniz kadar enerjik olun, yol alın, fayda etmez.
Müziğin esrarını kimse çözemez, gece-gündüz yol almalar da bitmez bir türlü.
İhap Hulusi’nin önce imzası şaşırtır ve sonra çizgilerindeki gölgeler çarpar bizi.
Çizginin sahiciliği, nesneyle kurduğu ilişki öne geçer onda. Öyle anlatılamaz, öyle gidilemez kuytu bir yerdedir ki o büyü.
Ancak izlenerek bir parça yaklaşılabilir.
Her karakter, her dokunuş, kısaca herkes yaptığı işin doruk noktasında seyreder onun yapıtlarında.
Grafik sanatı onunla mı başlar?
Hastalar, boğazı ağrıyanlar, içkisiyle baş başa olanlar, okuyanlar bile farklı görünür bize, sanki canlanır, konuşurlar sessizce.
Yazının devamını okumak için tıklayın.