Tanrı herkese taşıyabileceği büyüklükte haç versin, diye yazmıştı Montaigne.
Herkes farkındadır sanırım, bazıları hiç bilmedikleri sokakları bile yazacak kadar cüretkâr.
Tarkovski şöyle yazıyor günlüğünde:
“Tyapus’a hediyeleri verildi ve çok memnun oldu.
Özellikle teyp ve kasetlere çok sevindi.
Zavallı yavrucak, gün boyunca annesi ve Olga’nın gelmesini bekledi. Arayk ona Erivan’dan bir karpuz getirmiş. Olga bir yerden parasını bekliyormuş. O yüzden gelememiş. Larissa’nın dediğine göre sonra gelecekmiş.”
Şimdi o sokaktayım, sanki bambaşka bir yer burası...
Çocuklar gülüyor, içlerine girince arkada kalmış en küçüklerinden birinin asık yüzüyle karşılaşıyorum.
Belki gülümseyemeyen desem daha doğru, hemen seçiliyor.
Gömleğinin düğmesiyle oynuyor gibi yapıyor. Yüzü, Kafka’nın dediği gibi, gerçeğe pek uygun düşmeyen sertlikte, gelememiş birilerinin umutsuz bekleyişini yansıtıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.