“Her Lapon, harika bir şairdir ama bunu sadece fok balığı bilir: onun hayalî kandilini, ciğer suyu aydınlatır.”
Bu cümleye Suares’in Cervantes kitabında rastlamıştım.
Sonra yıllardır, şunu düşündüğümü fark ettim.
Don Quijote, Cervantes’in ilk karşısına çıktığında o da okuduğu kitaplardaki şövalyeler gibi büyük maceralar yaşayabileceğini biliyor muydu?
Ve okuduğu kitapları bilmeyen insanlar arasında ne yapacaktı?
Bir kahraman olabilecek miydi?
Onu Cervantes hayalgücünün zenginliği ve mizahının gücüyle mi koruyacaktı.
Yoksa onu maceraların içinde bizle beraber mi bırakacaktı?
Hayatın her adımında, her nefesin büyüleyici sesiydi o.
Bir şarkı söyler gibi bütün anlamsızlıkların üzerine gidiyordu.
Sıkıntıyı yaratan her alanda o vardı.
Sanki Daumier’nin ya da Picasso’nun çizgilerinde görünmeyi seçmişti bize ve aşkı oralarda arıyordu.
Eğer insanlar, bazı roman kahramanlarının ruhsal durumunu doğru teşhis edebilmiş olsaydı, şimdi birçok üniversitede başka kitaplar okutulur olurdu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.