Nedense yasak ve kuşku denince aklıma hep Robespierre gelir.
Onda, her şeyi zararlı bulan, çevresini sessizce perdenin arkasından seyreden birinin tavrını görür gibi olurum.
Sanki Paris’e doğru hareket etmiş zehir dolu bir arabanın kokusunu almış, azotu tehlikeli bulan bir kimyacının tedirginliği.
Hatta atların delice koşuşturmalarında kırbaçların etkisini bile gözardı eden, kaale almayan soğuk bir bakış.
Donmuş düşünceyle bulanık kararlılığın kesiştiği gizli bir bıçak.
Eş dost dinlemeyen yukardan gelen hızını kestiremediğimiz bir son söz biçimine övgü ve kendi sonunun da aynı olacağını hissedememek...
Ve tarih bazı insanlara toplumu düzenleme görevinin verildiğini yazar.
Bazen de bu görevleri üstlenenler çıkar.
O insanlar da her çağda bazen kısmen, bazen tamamen birçok kitabı, birçok eseri sansüre tabi tutarlar.
Sonuçta yıllar geçer, ihtisas sanılan noktalar mizaha dönüşür.
Yazının devamını okumak için tıklayın.