Kapatıyorum perdeleri ve bekliyorum...
Kötü, eksik ve kaygı uyandıran malzemeyle yapılmış, hep nefretle seyrettiğimiz ama üzerine konuşmamızın pek fayda etmediği bir tablo...
Düşünemeyenlerin küstahlığı üzerine kusursuz bir duruma geçme, yine masumiyetin ölümü...
Yine çaresiz bir hafıza. Yine çığlıklar, yine sessizlik. Acıların ölüme koşan patikasında.
Bir pazar günü...
Taşınamayacak hafiflikte sözler, cehaletin yeniden eski elbiselerle bize görünüşü, yıkılan binalar ya da yapılmış sanılan binalar...
Kaybedilen insanlar...
Gölün çevresinde acı, belki de tek gerçek tanıdığımız.
Rutubet içinde hakikat.
Ve aramızda dolaşan katiller...
Biz onları hiç tanımadık, nerede yaşarlar, nasıl konuşurlar, nelerden hoşlanırlar, hiç kitap okurlar mı, hiç bilemedik.
Hatta ne gibi hünerleri vardır, onları da öğrenemedik.
Ama yaşam bize şunu öğretti ki bu kişiler bir konak, bir şato kadar heybetli olmasa da birtakım yapılar inşa ediyorlar ve bunları satıyor veya kiraya da verebiliyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.