Selim İleri’nin, “Geçmiş, Bir Daha Geri Gelmeyecek Zamanlar” başlığıyla tarihi harmanlayan nefis yazılarının içinde ilerlerken, “Bir yazı ikinci kez yazılamaz” cümlesinde durmuşum, altını çizmiş ve şöyle demişim kendi kendime, “İleri’nin, yazdığı her şeyin hakkını veren derin bilgisine, vefa duygusuna, akıcı diline, dostluğuna, edebiyat aşkına kim gerçek değerini verebilecek acaba?”
Onun gibi biri olmasa kim keşfedecek ara sokaklarda düşüp kalmış, kaybolmuş yazarları?
Kim binlerce yapıtın arasından en iyileri bırakacak masalara?
Kim Ölü Bir Kelebek piyesinde Mihri Müşfik’in, “Yalan! Hiçbir yerde mezarım yok. Bu dünyaya ait değilim ben! Bir kadavra oldum. Kestiler biçtiler, bitirdiler beni!” sözlerinin arkasında duracak.
Ya da kim koltuğundan kalkıp bu eşsiz ressamın tablolarından birinin karşısına geçip gözyaşlarını tutma cesaretini gösterebilecek?
Belki Gabriele d’Annunzio, belki de Nahid Sırrı Örik...
Akad’la da çalışmış olan Selim İleri (Yaralı Kurt), geçenlerde bir yazısında da büyük sinemacının çoğu kimsenin sözünü bile etmediği önemli filmlerine dikkati çekiyor, bizi Yalnızlar Rıhtımı’na, Beyaz Mendil’e, Yangın Var’a, Kalbimin Şarkısı ve Üç Tekerlekli Bisiklet’e (Memduh Ün ile), götürüyordu sessizce.
Yazının devamını okumak için tıklayın.