Bazen küçük bir çağrışım, bazen bir ses alır bizi uzaklara götürür, çok iyi bildiğimiz bir yaşanmışlığın ara sokaklarından birinin kaldırımına bırakır, geçmişin kazanında bir tahta kaşığın esiri yapar.
Biraz yürüyünce tamamen unuttuğumuzu sandığımız merdivenlerden ineriz hızla.
Birden, gözümüzün önüne üçtaş oynayan mahallenin çocukları gelir.
Yıllar, yüzleri seçmemizi engeller.
Zaman, tahmin yürütme zamanı değildir.
Yenilenin yerini bir başkasının alacak olması seyirciler için tek kuraldır. Kimin kazanacağı belli değildir ama karşısına geçecek olanın sırası bellidir.
O özgürlük ânında beklemek, oynamak, seyretmek aynı şeydir.
Çünkü nefes almaktır işin başlangıcı...
O zamanlar en çok kimin kazanmak isteğini hatırlamamız bir lütuftur.
Rüzgârın esmesi de öyle...
Bir çocuğun herhangi bir sevinç ânının nasıl sessizce bize doğru geldiğini görmemiz yeter bize..
Titreşimler belki de artık hiç oynanmayan bu oyunla farklı satıcıların seslerine karışır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.