İnsanın doğru bir şeyi öğrenmesi nasıl yıllarını alıyorsa, yanlış bir bilgiden kurtulması da giderek zorlaşıyor.
Başlarını öne eğmiş zor yürüyor bazıları.
En büyük acı çocuklarını kandırmış babaların çaresizliği...
Tarihi yanlış okumaktan daha korkuncu hiç okumamış olmak.
Ne söylesen geri dönüyor...
Hatta gitmiyor bile...
Tıkanıklık ya da yetersizlik deyip geçmek, bir de kilitli sandıkların yanında uyumak...
On yedinci yüzyıldan bir şarkı süzülüyor içeri, fark etmiyorlar esintiyi, koronun ahengini, birbirinin seslerine duydukları saygıyı.
Kurslar, dersler fayda etmiyor.
Hatta giydiklerin, kuşandıkların, yediklerin, komşuların bile işe yaramıyor.
Oturduğun semt, sokak lamban, pencerenin kenarına her an düşebilir vaziyette bıraktığın saksının bile bir faydası yok sana.
Belki de böyle bir şey çürüme...
Cortázar’ın Ele Geçirilmiş Ev’inin kahramanı kadınlardan birini tanımış olsan merdivenleri çıkarken daha az ses çıkaracaksın ama.
Yazının devamını okumak için tıklayın.