Bazı yazarların insana neler kattığını anlayabilmek için bazen yılların geçmesi, bazen de o hikâyelerin geçtiği hayalî yerlerde dolaşmak gerekir...
Leyla Erbil’in, her okuduğumda bende yeni bir film, yeni bir dünya kurma duygusu uyandıran “Vapur” adlı müthiş öyküsüyle baş başayım.
“Vapurun iskeleden kalkışını gören olmadı. Doğrusu buydu. Günler geçip vapur özgürlüğüne ve bağımsızlığına eriştikten sonra, bir güz başı, birkaç gün öncesinde göçebe kuşların gökte anaforlaştığını gördüğümüz, bir güz başı, kocamış ve gözleri hep sulanan bir balıkçı gecenin bir saatlerinde yirmi iki yıllık sandalının dipten dibe kara bir gıcırtıyla titrediğini, neredeyse alabora olacağını, canını suya dar attığını, yüzerek karaya vardığını ve tam o anda sandalının gözlerinin önünde sulara gömüldüğünü söyler oldu.”
Her kelimede denize açılıyor sokaklar.
Her kelimede sana dokunuyor korkularım.
Sen kendini tanırken başkaları da seni tanımaya başlıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.