
Eksikleri ve yanlışlarıyla Türkiye’de bir kabuk değişimi yaşanıyor. Düne ait ne kadar paradigma varsa çatırdıyor. Ama bazı alanlardaki rezerv hâlâ ısrarla korunuyor.
Eski düzenin ezeli muhafızları ve son dönemde AKP fobiyle fiilen onların yanında saf tutanlar bu korumalı alanların da “karşı devrimin” lehine epeyce yara aldığı kanaatindeler. Ama ne yazık ki tablo hiç de öyle değil.
Dün 10 Kasım’dı işte. Yıllardır hiç ama hiç gocunmadan, kızarmadan sergilenen parodiler, değişen Türkiye’de aynen tekrarlandı.
Mustafa Kemal’in öldüğü söylenen (ki anma yapılabilmesi için bu saatin belirlendiğini iddia edenler de var) 9’u 5 geçe çalınan sirenlerle herkes olduğu yerde donakaldı. Kimbilir kaç insan, düşmanca bakışlara ve dahası gereksiz tartışmalara mahal vermemek için adeta bu şartlı refleksi andıran komediye ortak olmak zorunda kaldı.
Yedi yaşındaki yeğenimden biliyorum, “Atatürk” derken sesi titrer, gözleri yaşarır halde adeta transa geçen ve bu halleriyle ne yazık ki klinik psikiyatrinin alanına giren körpecik çocuklarımızın zihinlerindeki gerçeklik algısına bir kazma daha vuruldu.
Taraf, Yeni Şafak ve Yeni Asya haricinde memlekette çıkan 40’a yakın ulusal gazete, 73 yıl önce vefat eden bir devlet adamın ölümünün haber değeri taşıdığını düşünüyor olmalı ki, “gelişmeyi” ilk sayfadan gördü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.