Başbakan Erdoğan Dersim katliamı için devlet adına resmen özür diledi. Yıllardır talebi bu olan ve akıl sağlığını muhafaza eden bir demokrat olarak gocunmadan kendisini tebrik ediyorum.
Ama bizim cenahta gocunanlar çoğunlukta.
Erdoğan’ın bu çıkışı üzerine, iflah olmaz Kemalistlerin, “Yarayı kaşıyıp toplumu bölüyorsunuz” ya da “Gazi olaylar sırasında GATA’da tedavi görüyordu tamam mı?” türünden zırvalıklarını geçiyorum.
Ne yazık ki, solun ve Egemen Kürt siyasetinin neredeyse tamamı da, tıpkı referandum döneminde Başbakan’ın Erdal Yıldırım için yaptığı konuşma sonrasında olduğu gibi histerik inkâr nöbetindeler adeta.
PKK çevresi için Başbakan’ın devlet adına özrü, lafügüzaf. ANF’de yer alan bir analizin şu cümleleri durumu özetliyor: “Dersim’deki sürgünler, bugünkü KCK tutuklamalarını ve çaresizlikten göç eden Van depremzedelerini hatırlatıyor.”
“Özrü kabahatinden büyük manşeti” atan gazetenin tavrını öncüleyen solcumsular da bedavadan “samimi değil” psikanalizlerinden vakit buldukça Eco’nun aşırı yorum tanımının sınırlarını zorluyorlar. Başbakan’ın “Özür dilenmeli, özür diliyorum” cümlesinin başındaki “literatürde varsa” girizgâhını “gerekirse” diye okuyup “özür dilemedi ki, dilemedi ki” yorumlamak ayıp değildi ya.
Muhafazakâr bir başbakanın ceberut rejimin resmî söyleminde güzide-korunaklı bir tabuya indirdiği Balyoz darbesinden açıkça rahatsız olan solcumsuların haletiruhiyesini açıkça gösteren bu tablo, gündemdeki tartışmaların ideolojik bir düzlemde sürdürülmesinin abesle iştigal olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Tüm iyi niyetiyle “Bir sol var bu solcumsularda, soldan daha içerü” deyip, yıllardır dillendirdikleri taleplerinde kaydedilen aşamaları Kadir İnanır’ın o meşhur repliğini ve jestini andırırcısına “Yalannn söylüyorsun, yalannnn” diye elinin tersiyle iten solcumsuların hezeyanlarında nafile kazı yapanların çabası, bir emeklilik uğraşından ibaret.
Yazının devamını okumak için tıklayın.