Referanduma iki gün kaldı. “Hayır” demeye yeminli kesimlerin metnin netleştiği ilk günlerden beri dilinden düşmeyen şu meşhur cümleyse hâlâ tedavülde:
“Oyumuz belli ama aslında neyin oylanacağını herkes gibi biz de bilmiyoruz.”
Haklısınız, “E yeter artık canım. Onca yazıya, tartışmaya, mitinge rağmen bi zahmet öğreniverseydiniz aylardır neye ‘hayır’ dediğinizi” dememek için zor tutuyor insan kendisini.
Gelin görün ki, Yasemin Çongar’ın kabuk değiştiren mavi yengeçler metaforuyla çarpıcı bir şekilde anlattığı, içinde bulunduğumuz değişim sürecinde, sitem etme lüksümüz yok.
Çünkü biz hangi değişikliklere “Yetmez ama evet” dediğimizi; niçin hedef küçülttüğümüzü ve feragat ettiğimiz maksimalistliğimizin son dönemde irtifa kaybeden demokratlığımız için illaki atılması gereken bir safra olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Bildiğimiz bir şey daha var ki o da ayakkabımızın içinde bir taş parçası kadar somut; neye “hayır” dediğinizin pekâlâ farkındasınız!
Bu yüzden, centilmenlik kurallarına aykırı gibi görünse de, “bilmemek ayıp mı” bahanesinin ardına sığınıp, seyirciler yüzünü döndüğünde bize dil çıkartanların vicdansızlığını ve riyakârlığını çarpacağız suratlarına.
Evet, yalan söylüyorsunuz; gayet iyi biliyorsunuz neye “hayır” dediğinizi ve bunu yalnız kaldığınızda kendinize de itiraf ediyorsunuz.
Mevzu oylayacağımız metnin imlası değil, manası.
Çevreden merkeze doğru yaklaşan ‘kara derililerin’, aydınlatmacı itikadınızca ‘cahillerin’, giyim kuşamlarıyla göz zevkinizi bozan ‘görgüsüzlerin’, efendilerinizin sahip oldukları yanında lafı bile edilmeyecek kıçı kırık ‘ayrıcalıklarınıza’ ortak olması tehlikesidir, “hayır” diyerek istavroz çıkardığınız.
Yazının devamını okumak için tıklayın.