Uludere sonrası ortaya çıkan Başbakan ve Taraf arasındaki gerginlikte sergilenen “itidal” gazeteciliği örneklerini ibretle izliyoruz.
Yalnız Türkiye’de değil tüm dünyada takdir toplayan yayınlarımızı “kahramanlık hevesine” bağlayanlar resmen ayrıldıkları halde “görevlerini” yapıyorlar. Allah makamlarını, mevkilerini baki kılsın.
Manşetimizin kastı gün gibi ortada olduğu halde “Taraf’ın da gazetecilik ahlakı sorgulanır ama...” şerhini mutlaka düşerek “Ama olmadı yanııı” tadında desteklerini sunan mızmızın yamaklarını da şimdilik geçiyorum. Solcumsuların kendilerine armağan ettiği “muhalif” payesiyle ne yapacaklarını bilemedikleri için bocalayıp duruyor işte zavallılar.
Kendileri sevmeyecekleri eşeğe ot vermeyecekleri için her türlü muhalefetin ya da desteğin altında buzağı arayıp, dün de dillendirdiğimiz sivilleşme, şeffaflaşama talebimizi hükümet-cemaat çekişmesine bağlayanları zaten dikkate almıyorum. Abuk sabuk seyyar mecralarda ruh hastalarının ihtiyaçlarını gideriyorlar, o kadar.
Ama öyle bir tür var ki, reform sürecine karşı arz ettikleri tehlike açısından deşifre edilmeleri şart. Taraf’a çakarak hükümete “yol yakınken geri dön” çağrısı yapma fırsatı bulan bu tipler, “kökü dışarıda odakların hizmetindeki Taraf’ın” yayınlarıyla MİT ve bazı kurumların yıpratılmasına hizmet ettiğini savlıyorlar.
Evet, utanmadan, gocunmadan hem de.
Taraf’ın ve nerdeyse tüm yazarlarının Habur ya da PKK-MİT görüşmeleri gibi milliyetçi histerinin tavan yaptığı, “paralel merkez medyanın” bile karnından konuştuğu netameli zamanlardaki tavrı herkesçe malum.
Eğer cesur reform adımları ve demokratikleşme çabalarından ötürü bazı politikalarına destek verdiğimiz, kimi zaman da en sert şekilde eleştirdiğimiz Sayın Başbakan ve hükümet üyeleri “Taraf isimli casus gazetede başbakanın ses kaydı yayınlanırsa hiç şaşırmayın” türünden zırvalıklar kaleme alanların muhabbetinin statükoya değil de kendilerine olduğuna inanıyorlarsa, Yeni Türkiye umudumuzun vay haline!
Kendilerine, bu goygoycuların, MİT-PKK görüşmeleri deşifre olduğunda Hakan Fidan üzerinden hükümetin açılım politikasını nasıl yerden yere vurduklarını ya da son YAŞ sonrası istifaların ardından AK Parti’yi, nasıl da TSK’yı tavsiye etmekle itham ettiklerini hatırlamalarını tavsiye ederim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.