Grup Yorum’un Cemo’su Star1’de çıkacak diye anten ayarı için günü çatılarda geçirdiğimiz zamanlardı.
Yargısız infazlar vaka-i adiyedendi. Şimdi Ergenekon’dan içeride olan katiller batı illerinde, diğer örgütler hâlâ “dergi çevresi” sayıldıklarından olsa gerek, gençleri Dev-Sol’cu ilan edip evlerinde patır patır avlıyorlardı. Öyle ki “Polis İmdat 155” hattı, “İmdat Polis! 155” diye anılıyordu.
Şimdiki gibi televizyon programlarında da “devrimciler” cirit atmıyordu elbette. En fazla adları “Perpa’da teröristler ölü ele geçirildi” diye zikrediliyordu haber bültenlerinde.
İşte o yıllarda Doğu Perinçek’le aynı programa çıkmıştı Ertuğrul Kürkçü. Tartışmanın en hararetli ânında Perinçek’e “Dev-Genç’in yumruğu kafana iner” demişti.
Gerçi şimdiki gibi sol camiada muteber bir isim değildi Kürkçü o zamanlar. Kızıldere’de “ölmediği” için (yani ahmakça bir gerekçeyle) kendisinden pek de iyi bahsedilmezdi. “Şaibeli” derlerdi.
Ama yine de sevinmiştik. Çünkü bizler için şaibesiz şekilde “faşist” olan, derin devletle içli dışlı birine karşı savurmuştu bu yumruk tehdidini.
Tamam, Dev-Genç’in “ordu ilericidir” muhabbetlerine, adım adım yabancı düşmanlığına evirilen katı antiemperyalist tavrına ya da bazı yöneticilerinin şaibeli ilişkilerine dair bugün daha çok şey biliyoruz. Ancak ne olursa olsun Dev-Genç, örgütlülüğünün ve pratiklerinin dışında, ülkedeki faşizme ve baskıya karşı çıkılması gerektiğini düşünen pek çok genç için bir semboldü.
Aradan yıllar geçti. 90’lar geride kaldı. Zamanla solun büyük kesimi ile derin devletle ilişkilerinden ötürü aforoz edilen Aydınlık çevresi ve diğer ulusalcılar arasındaki mesafe neredeyse kapandı.
Şimdi o yıllarda doğan kardeşlerimizle siyaset tartışıyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.