Tabii, Fikret Bila’nın ve ifadesine başlarken kendisinin de hatırlattığı gibi tutuklanan boru değil, “TC’nin 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ” idi. Ona göreydi.
Özellikle Uludere sonrası, hükümetin bu konudaki politikalarını eleştiren demokratlara çakıp AK Parti’ye desteklerini sunarak onu statükonun dümen suyuna çekmeye çalışan ulusalcılar, milliyetçiler yeni stratejilerini bu tutuklama sonrasında da devam ettirdiler.
Şimdiki sakızları, “demokratların, liberallerin olası bir bölgesel savaşın eşiğinde, hükümetle askerin arasını açmaya çalıştığı” teranesi.
Aklıma Öcalan’ın “AKP askerle aramı açıyor” açıklamaları geliyor ister istemez.
AK Parti’nin bazı kurmaylarıysa, bu güruhun “Askerî bürokratların hükümete kızarlarsa savaşmayabilecekleri” anlamına gelen tehditlerini yanıtlamak yerine, demokratları hedef tahtasına oturttular. Ülkedeki reform sürecinin ve bu iradenin üstlenicisi partilerinin düşmanı kuzu postundaki bu kurtlara pirim veren açıklamalarda bulundular, yazılar yazdılar.
Partiden, demokratlığına ve entelektüel birikimine güvendiğimiz isimler bile “rövanşist bir tavır içine girmeyelim” şerhleri düşmeye başladılar.
Evet, son günlerin gözde kelimesi bu: Rövanş!
Sanırsınız ülkede halkını, siyasileri esir alan, onları aşağılayan darbecilerle, kontralarla, sivil bürokratlarla hukuk önünde hesaplaşılmış, askerî vesayet tasfiye edilmiş, demokrasi kurumsallaşmış da kindar demokratlar intikam peşine düşmüş.
Kamera nerde? Gösterin, el sallamak istiyoruz.
Öncelikle, Türkiye’nin dünyayla entegre olmuş, geçmişiyle yüzleşmiş, şeffaf, sivil demokratik bir hukuk devleti olmasını isteyenlerle, demokrasi adına kazanımları ortadan kaldırıp dünün statükosuna döndürmeye çalışan askerî-sivil bürokrasi ve müttefikleri arasındaki maç devam ediyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.